GAFLET
4/11/2007 · Kategori: Kalplerin Kesfi

GAFLET
Gaflet pişmanlığa yol açar.
Gaflet nimetin elden gitmesine sebep olur.
Gaflet faydalılığı engeller.
Gaflet kıskançlığı azdırır.
Gaflet kınanmaya ve nedamete sebep olur.
Hikâye edilir ki, salihlerden biri rüyasında hocasını görür ve ona "en çok neden pişmansınız" diye sorar.
Hocası da ona "en büyük pişmanlığım gafletimdendi"» diye cevap verir.
Yine anlatılır ki, salihlerden biri Zunnun-i Misrî'yi (rahimullahu) rüyasında görür ve ona "Allah (C.C) sana ne yaptı" diye sorar.
Zunnun-i Misrî de "beni karşısına dikerek seni gidi palavracı, seni gidi yalancı! Beni sevdiğini ileri sürdün, sonra da benden gaflete düştün diye beni azarladı" cevabını verdi.
Şair bu konuda şöyle der:
Kendin gaflettesin, kalbin yanılmada
Ömür geçti, günahlar olduğu gibi
Anlatıldığına göre salihlerden biri babasını rüyasında görür, ona "babacığım! nasılsın, durumun nasıl" diye sorar.
Babası da "yavrum! dünyada gafil yaşadık ve gafil olarak öldük" diye cevap verir.
Zehril Riyazda rivayet edildiğine göre Hz. Yakub (A.S.) ölüm meleği (azrail) ile dosttu.
Bir gün Azrail.
Hz.Yakub (A.S.)´u ziyarete gider.
Hz.Yakub (A.S.) O'na "Ya Azrail, görüşmeye mi geldin, yoksa canımı almaya mı" diye sorar.
Azrail, "gelişim ziyaret içindir" cevabını verir.
Hz.Yakub (A.S.) "senden bir ricam var" der.
Azrail "nedir" der.
Hz.Yakub (A.S.) "ölümümün yaklaştığını, canımı almaya hazırlandığını bana önceden bildirmeni istiyorum" der.
Azrail, "hay hay, sana iki veya üç haberci gönderirim" karşılığını verir.
Hz.Yakub (A.S.)'un ömrü dolunca bir gün yine ölüm meleği karşısına dikilir.
Hz.Yakub (A.S.) yine sorar, "ziyaretçi misin, yoksa canımı almaya mı geldin"?
Azrail, "canını almaya geldim" cevabını verir.
Hz.Yakub (A.S.) "sen bana daha önce iki veya üç haberci göndereceğini söylemedinmi?" diye sorar.
Azrail şu cevabı verir, "söylediğimi yaparak sana üç haberci gönderdim: Önce siyah iken sonra ağaran saçın, güçlü iken halsizleşen vücudun ve dimdik iken kamburlaşan vücudun, ey Yakub. işte bunlar benim ademoğullarına gönderdiğim ön habercilerdir."
Şair bu durumu şöyle tasvir eder:
Geçti yıllar, günler, günahlar üremekte
Geldi ölüm hcbercisi. fakat kalb gafil
Dünyadan nasibin aldanmak ve pişmanlık
Dünyada kalman ise imkânsız ve boş kuruntu.
Ebu Ali ed-Dekkak (rehimehullahu) anlatıyor: "Hasta olan salih bir dostumu ziyaret etmeye vardım, büyük bir seyh idi, etrafını talebeleri çevirmişti, ağlıyordu, iyice yaşlanmıştı.
Ey şeyh! Neye ağlıyorsun, yoksa dünyaya mı" diye sordum.
"Asla! Kaçırdığım namazlara ağlıyorum" diye cevap verdi.
"Nasıl olur, sen namazını kaçırmazdın" dedim.
Bana şu cevabı verdi.
"Şu günüme kadar geldim, ne gafletsiz secdeye vardiğim oldu. ne de gafletsiz secceden başımı kaldırdığım var, işte şimdi de gaflet içinde ölüyorum."
Arkasından derin bir nefes çekerek şu şiiri söyledi:
Mezarımdan doğrulacağım günü ve mahşere varacağımı düşündüm
Dört köşelik çukurumdaki ikamet süremi
Yapayalnız ve tek başıma, nice izzet ve mevkiden sonra
Günahımın ve toprağımın tutuklusu olarak, onunla başbaşa hesaplasman üzerinde eni boyu düşündüm.
Ve amel defterim verildiği zamanki halimin perişanlığını,
Fakat ümidim sendedir. Rabb'im, yaratıcım! Umarım ki, ey Allah'ım sen bağışlayansın günahkârı!
Uyun-ut Ahbar adlı eserde Sakik el-Belhî'nin (rehimehullahu) şu sözleri nakledilir:
"Insanlar şu üç sözü söylerler, ama davranışları sözlerine ters düşer.
Birincisi "biz Allah (C.C)´ın kuluyuz" derler, fakat başıboşlar gibi davranırlar, bu durum sözlerine ters düşer. "Allah (C.C) bizim rızkımıza kefildir" derler, fakat kalbleri yalnız dünya ile dünya varlığı biriktirmekle tatmin olur.
Bu davranış da sözlerine ters düşer.
"Ölümden kurtuluşumuz yoktur" derler, fakat hiç ölmeyecekmiş gibi hareket ederler, bu durum da hiç şüphesiz sözlerine ters düşer.
Ey kardeşim, sen kendine bak! Hangi vücudla Allah (C.C)'ın huzuruna dikileceksin, hangi dille O'na cevap vereceksin, her şeyi inceden inceye sana sorduğunda ne cevap vereceksin.
Sorulara cevap ve cevaplara doğruluk hazırla.
Allah (C.C)'dan kork, çünkü "O, iyi-kötü bütün davranışlarından haberdardır."
Sakik-ul Belhî sözlerine devam ederek müminlere.
Allah (C.C)'ın emrinden ayrılmamalarını ve gizli - açık her durumda O'nu tek ilâh olarak bilmelerini öğütledi.
Hadisi şerifte varid olduğuna göre, Peygamber'imiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.
"Arş'ın direğinde yazar ki, "bana itaat edenin ben de mükâfatını veririm, beni seveni ben de severim, bana yalvaranın isteğini karşılarım, benden af dileyenin günahlarını bağışlarım."
Aklı başında olan kimsenin Allah (C.C)'a korku içinde ve ibadetini sırf O'na yönelterek O'nun takdirinden hoşnut olarak O'ndan gelen belâya sabırla katlanarak verdiği nimetlere şükreder ve verdiği ile yetinerek itaat etmesi gerekir.
Nitekim ulu Allah (C.C) buyurur ki:
"benim takdir ettiğimden hoşnut olmayanlar, gönderdiğim belâya sabırla katlanamayanlar, nimetlerime şükretmeyenler ve verdiğimi yeterli bulmayanlar, benden başka Allah arasınlar."
Biri Hasan el-Basrî'ye (rehimehullahu) "ibadetten zevk almıyorum" der. Hasan el-Basrî de ona "her halde sen Allah (C.C)'dan korkmayan birinin yüzüne bakmışsın! Kulluk, her şeyden hakkıyla sıyrılarak Allah (C.C)'a yönelmektir" cevabını verir.
Başka birisi de aynı konuyu Ebu Yezid el-Bestami'ye (rehimehullahu) açar, "ibadetten zevk almıyorum" der.
Ebu Yezid el-Bestamî de ona şöyle cevap verir.
"Çünkü sen ibadete tapıyorsun.
Allah (C.C)'a ibadet etmiyorsun!
Allah (C.C)'a ibadet et ki, ibadetten lezzet alasın."
Anlatıldığına göre adamın biri namaza durur, «fatiha» süresini okurken sıra «iyyake na'budü (sade sana kulluk ederiz)» ayetine geldiği zaman gerçekten sırf Allah (C.C)'a kulluk ettiğini içinden geçirir.
O sırada gizli bir ses ona «yalan söylüyorsun, sen insanlara kulluk ediyorsun» diye seslenir.
Hemen tevbe eder, insanlarla münasebetlerini keser ve yine namaza durur.
Yine sıra «iyyeke na'budü» ayetine gelince aynı sesi bir kere daha duyar.
«Yalan söylüyorsun, sen servetine tapıyorsun», bu sefer üzerine bütün varlığını fakirlere dağıtır, yine namaza durur, sıra yine «iyyake na'budü» ayetine geldiği zaman gizli ses bir daha kulağına gelir» «yalan söylüyorsun, sen elbiselerinin kölesisin.»
Derhal vücudunu örtmek için gerekli olanların dışında kalan bütün elbiselerini fakirlere verir ve namaza durur.
Sıra bir daha «iyyake na'budü» ayetine gelince bu sefer gizli ses kulagina şöyie seslenir,
«şimdi doğru söylüyorsun, gerçekten şu anda sen sırf Allah (C.C)'a kulluk ediyorsun.»
Revnakul - Meranîs de der ki:
«Adamin biri heybesini kaybetmiş. kime verdiğini bir türlü hatırlayamıyormuş, bu düşünce içinde namaza durmuş, namazda iken heybeyi kime verdiğini hatırlamış.
Selâm verince kölesini çağırmış, «falan oğlu filâna git, heybemizi geri al» demiş.
Köle «onda olduğu ne zaman hatirına geidi» diye sormuş, adam «namazda iken» diye cevap vermiş.
Bunun üzerine köle ona şöyle demiş, «efendim, demek ki sen Allah'ın rızası peşinde değil, heybenin peşinde imişsin» Adam da sağlam itikadına hürmet ederek köleyi derhal azad etmiş.
Bundan dolayı aklı başında olan kimsenin dünyadan gönül sıyırarak sırf Allah'a kulluk etmesi, ilerisini düşünerek ahiret saadetini araması gerekir.
Nitekim ulu Allah (C.C.) şöyle buyuruyor:
"Kim ki, Ahiret ürününü (sevabını) dilerse onun ürününü artırırız.
Buna karşılık dünya ürününe (elbise, yiyecek, içecek gibi dünya lezzetlerine) talip ise ondan payını veririz, fakat onun ahirette hiç bir payı olmaz {ahiret sevgisi kalbinden çıkarılır)"
(Kur-an´ı Kerim / Şûra Sûresi. 20)
Böyle olduğu içindir ki, Hz. Ebubekir (R.A.) Peygamberimiz (S.A.V) uğruna kırk bin dinar açıktan ve kırk bin dinar gizlice harcamış ve sonunda kendisine hiç bir şey bırakmamıştır.
Peygamberimizin (s.a.v.) kendisi olsun, yakınları olsun dünyadan, onun azgın istek ve arzularından yüz çevirmişlerdi.
Nitekim Hz. Fatma (R. Anha)´ın Hz. Ali (kerremeliahu vechehu) ile evlendiği zaman çeyizi debbağlanmış koç derisi bir post ile içine ağaç kabuğu doldurulmuş deri bir yastıktan ibaretti
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
NEFSİ YENMEK VE ŞEYTANA KARŞI KOYMAK
18/5/2007 · Kategori: Kalplerin Kesfi
Aklı başında olan kimsenin, nefsin azgın arzularını açlıkla sindirmesi gerekir.
Çünkü Allah'ın (C.C.) düşmanı (nefsin azgın arzularını) ancak açlık gemleyebilir.
Nefsin azgın arzuları, yemek ve içmek şeytanın vasıtalarıdır.
Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) şöyle buyurur:
"Şeytan, insan vücudunda kan damarları yolu ile dolaşır, Binanaleyh siz onun dolaşım yolunu açlıkla daraltınız.
Kıyamet günü, insanların Allah (C.C)'a en yakın olanı, en uzun müddet aç ve susuz kalanıdır."
İnsanoğlu hesabına en büyük tehlike kaynağı, midenin doyumsuz arzularıdır.
Hz. Adem (A.S.) ile Havva'nın huzur ve istikrar yurdundan (cennetten) çıkarılarak horluk ve yokluk diyarına (dünyaya) gönderilmelerinin sebebi odur.
Bilindiği gibi bir ağaç meyvesinden yemek, kendilerine Allah (C.C) tarafından yasaklandığı halde azgın arzularına yenilerek sözkonusu ağacın meyvesinden yediler de çırılçıplak kalıverdiler.
Tahkike göre mide aşırı arzuların kaynağıdır.
Hikmet ehlinden biri der ki, "nefsinin kontrolü altına giren kimse, onun azgın arzularından hoşlanmaya mahkûm olmuş, onun yanılmalar zindanında tutuklanmış ve kalbini faydalı şeylerden mahrum etmiş olur.
Vücud azaları toprağını azgın arzularla sulayanlar, kalblerinde pişmanlık ağacı dikmiş olurlar."
Ulu Allah (C.C.) canlıları üç türlü yaratmıştır:
Melekleri akıllı ve fakat azgın isteksiz yaratmıştır.
Hayvanları azgın isteklerle donatmış fakat onların yapısına akıl katmamıştır.
İnsanoğlunu ise akıl ve arzuları birarada yapısına katarak yaratmıştır.
Buna göre aklını azgın arzularının kontrolüne veren kimse hayvanlardan asağıdır, bunun tersine azgın arzularını aklının kontrolü altında tutan kimse de meleklerden üstündür.
HİKAYE
İbrahim Havvas (rahimullahu) anlatıyor:
Bir gün Likam dağında idim.
Bîr nar ağacı gördüm, canım çekti, ondan bir nar kopararak yardım, ekşiymiş, elimden attım ve yoluma devam ettim.
Az ileride birini gördüm, yere serilmiş ve üzerine arılar üşüşmüştü.
Adama selâm verince "aleykümselam, ya İbrahim" diye cevap verdi.
"Beni nereden tanıyorsun" diye sordum.
"Allah (C.C)'ı tanıyanlara hiç bir şey saklı değildir karşılığını verdi.
Ona "anlaşılan Allah (C.C) ile münasebetin var, şu arılardan seni kurtarmasını O'ndan istesene" diye takıldım.
Bana şu cevabı verdi, "ben de senin Allah (C.C) ile münâsebetin olduğunu sanıyordum.
Asıl kendin, nar düşkünlüğünden seni kurtarmasını istesene! Nar düşkünlüğünün acısını insan ahirette çeker, oysa arı sokmasının acısı dünyadadır.
Öte yandan arı sokması vücudu incittiği halde azgın arzular, iğnelerini kalbe batırırlar."
Bana ağır, fakat faydalı bir ders veren adamı kendi halinde bırakarak yoluma devem ettim.
Nefsin haşin arzuları padişahları köle yaptığı gibi sabır da köleleri padişahlığa yükseltir.
Hz. Yusuf (A.S.) sabrı sayesinde Mısır meliki oldu.
Buna karşılık Züleyha, nefsinin azgın arzusu yüzünden.
Hz. Yusuf'a (A.S.) karşı duyduğu aşkı gemleyemediği için zavallı, düşkün, yoksul, yaşlı ve gözlerinden mahrum bir duruma düştü.
Ebul Hasan Errazi'nin (rahimullahu) anlattığına göre, ölümünden iki yıl sonra babasını rüyasında görür, üzerinde katrandan bir elbise vardır.
Ona sorar, "babacığım, niye seni cehennemliklerin kılığı içinde görüyorum."
Babası "yavrum, nefsim beni cehenneme sürükledi! Sakın nefsine aldanma" der.
Şairin biri bu konuda şöyle der:
Başıma dört belâ sarıldı.
Sapıklığım ve iradesizliğim yüzünden düştüm pençelerine:
Şeytan, dünya, nefsim ve sonu olmayan arzular.
Hepsi de düşmanım, acaba kurtuluş nasıl?
İhtiras ve kuruntuların karanlığında
Nefsimin beni sonu olmayan arzulara çağırdığını görüyorum.
Hatem'ül Asam (rahimullahu) der ki. "nefsim ayakbağım.
ümim silâhım günahım hayal kırıklığım ve şeytan da düşmanımdır.
Nefsimin arzusun, hiç bir zaman, uymam."
Ehli marifetten bir zatın söyle, dediği nakledilir:
Cihad üç türlüdür.
Birincisi kâfirlerle savaşmaktır ki, bu zahiri cihad'dır.
Ulu Allah'ın
"Allah yolunda cihad edenler..."
(Maide Sûresi. 54)
Ayet-i celilesinde , cihadın bu çeşidine işaret edilmiştir.
İkinci çeşit cihad, ilimle ve inandırıcı deliller ile batılın taraftarlarına karşı verilen cihaddır.
"En iyi usulle onlara karşı koy" (Nahl Sûresi. 125)
Ayet-i kerimesi, bu çeşit cihada işaret eder.
Üçüncü çeşit cihad, kötülüğü emreden nefse karşı verilen cihaddır.
Bunun hakkında Allah şöyle buyurur:
"Bizim uğrumuzda cihad edenlere yollarımızı gösteririz"
(Ankebut Sûresi. 69)
Peygamberimiz (S.A.S.) de bu konuda şöyle buyurur:
— "En faziletli cihad. nefse karşı verilen cihaddır."
Nitekim sahabîler (Allah (C.C) onlardan razı olsun) kâfirlere karşı verilen bir savaştan dönünce "küçük cihaddan büyük cihada döndük" derlerdi.
Nefse, şeytana ve azgın isteklere karşı verilen cihada "büyük cihad" ismini vermelerinin sebebi şudur:
Nefse ve azgın arzulara karşı verilen cihad aralıksızdır, oysa kâfire karşı arasıra savaş verilir, öte yandan cephe savaşçısı düşmanını görür, fakat şeytan görünmez, görünür düşmana karşı cihad vermek, görünmez düşmanla cihad etmekten daha kolaydır.
Bir de şeytana karşı savaşırken onun.
Senin nefsinde bir destekçisi vardır, bu destekçi nefsin azgın arzularıdır, oysa ki kâfirlerle yapılan savaşta onların senin nefsinde öyle bir yardımcıları yoktur, bu yüzden şeytana karşı verilen cihad daha çetindir.
Yine savaşta kâfir öldürürsen zafer ve ganimet elde edersin, kâfir seni öldürürse şehitlik rütbesi ile cennet kazanırsın.
Halbuki şeytani öldüremezsin, ama eğer o seni öldürecek olursa Allah'ın cezasına çarpılırsın.
Nitekim derler ki:
"Savasta atını elinden kaçıran kimse düşmanın eline düşer, buna karşılık imanını yitiren kimse Allah'ın gazabına uğrar, böyle bir şeyden Allah (C.C)'a sığınırız!..."
Diğer yandan, kâfirlerin eline esir düşen kimsenin elleri boynuna bağlanmaz, ayaklarına pranga vurulmaz, aç ve çıplak bırakılmaz.
Oysa Allah (C.C)'ın öfkesine muhatap olan kimsenin yüzü kara olur.
Elleri boynuna kelepçelenir, ayaklan ateşten prangalara vurulur, yediği ateş, giydiği ateş ve içtiği ateş olur.
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!
RİYAZET VE NEFSANİ ŞEHVET
10/5/2007 · Kategori: Kalplerin Kesfi
Ulu Allah (C.C) Hz.Musa,ya (A.S) bildirdi ki:
"Ya Musa! Eğer benim sana sözümün, diline, içinden geçenlere ruhunun bedenine, görme gücünün gözüne ve isitme gücünün kulağına olan yakınlığından daha yakın olmamı istiyorsan Muhammed´e (A.S.A) cok selat-ü selam getir"
Nitekim ulu Allah (C.C) söyle buyurur:
"Herkez yarın ne gönderdiğine (Kıyamet günü için ne amel işlediğine) baksın"
Kur´an-ı Kerim / Haşr Suresi 18
Ey insan! Bilmelisin ki, kötülüğü ısrarla emreden nefis, sana iblis´den daha düşmandır.
şeytan, ancak nefsin heva ve azgın istekleri yolu ile senin üzerinde baskı kurabilir.
Nefsin seni aşırı amellere ve dayanaksız kuruntularla aldatmasın.
Çünkü gamsızlık, gaflet, vurdumduymazlık, rehavet düşkünlüğü, tembellik ve miskinlik nefsin karakteristik özelliklerindendir.
Her zaman eğri hedefleri ileri sürer, onun her şeyi kof ve dayanıksızdır.
Ondan hoşnut olup dediğine uyarsan mahvolursun, onu bir an kontrol ve hesabından kaçırırsan batarsın, ona karşı gelmeyi başaramayıp arzularına boyun eğersen seni cehenneme götürür.
Hayra yöneltilemez belaların basi, rezilliklerin kaynağı, şeytanın hazinesi, her türlü kötülüğün sığınağıdır.
Onu ancak yaratıcısı bilir.
Allah (C.C) şöyle buyurur:
"Allah´dan korkunuz.
Çünkü O, (iyi-kötü) yaptığınız her şeyden haberdardır"
Kur´an-ı Kerim / Haşr Suresi 18
Kul, Ahiret hazırlığı yolunda kullanıp kullanmadığı nokta nazarından ömrünün geride kalan kısmını değerlendirse, bu düşünme ametiyesi kalb hesabına bir temizlenme firsati olur.
Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
— "Bir saat düşünmek, bir yillik nafile ve cahilane olarak yapılan) ibadetten daha hayırlıdır"
(Ebu'l - Leys'in Tefsirinden böyle beyan edilmiştir.)
Aklı başında olanın geçmiş günahlarına tevbe etmesi, Ahirette kendisini kurtarıp saadete ulaştıracak şeyler üzerine düşünmesi, aşırı emelleri gemlemesi, zaman geçirmeden tevbe etmesi. Allah'ı zikretmesi, yasaklardan kaçıması, nefsine karşı direnme; ve onun azgın arzularına boyun eğmememesi gerekir.
Nefis bir puttur, nefsine boyun eğen puta tapmış olur.
Allah'a ihlasla kul olanlar.
Sırf O'na kulluk etmeyi başaranlar, nefislerini yenen kimselerdir.
Rivayet edilir ki.
Malik İbni Dinar (rahimullahu) bir gün Basra çarsısında gezinirken gözü incire takılır, canı çeker.
Yanında parası olmadığı için ayağındaki terliği çıkararak bakkala verir, "karşılığında bana incir ver diye teklif eder.
Terliği gözden geçiren bakkal "bu hiç bir şey etmez" der.
Malik de geçer, gider.
Bakkala "bu adamı tanıyormusun" diye sorarlar, bakkal "hayır" der, ona "bu adam Malik ibni Dinar'dır" derler.
Bunun üzerine bakkal bir tabağa incir doldurarak kölesinin başı üzerine yerleştirir ve "şu ilerde yürüyen adam bu incir tabağını senin elinden almayı kabul ederse seni azad edeceğim" der.
Köle Malik'in peşinden koşar, yetişince ona bu incir dolu tabağı benim elimden almayı kabul buyur der, Malik reddeder.
Bunun üzerine köle "Kabul etmen benim azad edilmemi sağlayacaktır" der.
Malik köleye "senin azad edilmeni sağlayacak ama benim de azaba çarpılmamın sebebi olacak"
Kölenin ısrar etmesi üzerine, Malik ona "incir karşılığında dinimi satmamaya ve kıyamet gününe kadar incir yememeğe yemin ettim" diye karşılık verir.
Yine anlatıldığına göre Malik ibni Dinar (rahimullahu) ölümü ile nihayetlenen son hastalığı sırasında canı, içine sıcak çörek doğranmış bir bardak ballı süt ister, hizmetçi istediğini ona bulup getirir.
Malik sütü eline alır, bir müddet ona bakar ve "Ey nefs! Otuz sene sabrettin, şimdi bir saat ömrün kaldı" diyerek bardağı yere atar.
Böylece nefsinin isteğine karşı direnerek karşılık verir.
işte Peygamberlerin, velilerin, doğruların, halk aşıklarının ve dünyaya aldanmayanların halleri budur.
Süleyman ibni Davud (A.S) "nefisne hakim olan kimse, tek başına bir şehir fetheden bir komutandan daha kahramandır" der.
Hz.Ali (Kerremellahu vechehu) der ki:"Nefsimle ben, koyun sürüsü ile çobana benzeriz.
Çoban sürüyü hangi taraftan birleştirse diğer taraftan dağılır.
Nefsini öldüren kimse rahmet kefenine sarılarak şeref ve mükafat toprağına gömülür.
Bunun tersine kalbini öldüren kimse lanet kefenine sarılarak azab toprağına gömülür."
Yahya ibni Muaz Er Razi (rahimullahu) der ki, "Allah (C.C)´in emirlerine uyarak ve nefsinin azgın arzularına karşı koyarak nefsinle cihad eyle." Riyazet, az uyumak, az konuşmak, canlıları incitmemek ve az yemektir.
Çünkü az uyku, irade kararlığı sağlar, az konuşmak, bir çok belaları önler, canlıları incitmemek insanın amacına ulaşmasını kolaylaştırır, az uyku nefsin azgın arzularını öldürür.
Çok yemek kalbi katılaştırır, nurunu giderir, hikmetin nuru açlıkla bağdaşır.
Oburluk, ulu Allah (C.C)´dan uzaklaştırır.
Nitekim Peygamberimiz (S.A.V) şöyle buyurur:
"Kalblerinizi açlıkla aydınlatınız.
Açlık ve susuzlukla nefsinizin azgın isteklerine karşı koyunuz.
Yine açlıkla cennetin kapısına ısrarla çalınız.
Bütün mükafatı, Allah (C.C) yolunda cihad edenin mükafatına denktir.
Allah (C.C) katında açlık ve susuzluk çekmekten daha sevimli bir ibadet yoktur.
Karnını tıka basa doldurarak ibadet lezzetini kaybeden kimse göklerdeki meleküt alemine giremez."
Hz. Ebubekir (R.A.) şöyle buyurur.
"Allah (C.C)'a ibadet etmenin tadına varayım diye müslüman olduğumdan beri doyasıya yemedim.
Allah'a kavuşmak şevki ile kanasıya içmedim.
Çünkü, çok yemek, az ibadete sebep olur, insan çok yiyince vücudu ağırlaşır, gözkapaklarına ağırlık çöker, azalar gevşer.
Böyle bir kimsenin elinden, kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, uykudan başka bir şey gelmez, çöplüğe atılmış bir leş gibi olur"
Minhacil - Abidin´de böyle denilmiştir.
Lokman-ı Hekim demişti: "Oğlum! Uykuda ve yemekte ölçüyü kaçırma.
Çünkü çok yiyip çok uyuyanlar; Kıyamet gününe, salih amel yönünden eli boş varırlar".
Münyetil - Müthi'de böyle denilmiştir.
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
— "Çok yeyip içerek kalbi öldürmeyin.
Çünkü çok sulanmış bitkinin kuruması gibi oburluk da kalbi öldürür."
Salihlerden biri mideyi, kalbin altında kaynayan ve buhar kalbi saran bir kazana benzetir, buharın çokluğu kalbi lekeler, hatta karartır.
Oburluk, anlayış ve bilgi azlığına yol açar mide şişkinliği, zekâ keskinliğini giderir.
Anlatıldığına göre bir gün Yahya İbni Zekeriyya (A.S.) şeytan ile karşılaşır.
İblisin kucağında bir tomar yular vardır.
Hz. Yahya (A.S.) ona "bunlar nedir" diye sorar.
Şeytan "bunlar insanoğullarını avlamama yarayan azgın nefsî arzulardır" diye cevap verir.
Hz. Yahya (A.S.) "aralarında bana ait bir şey var mı" diye sorar.
Şeytan "hayır yok, yalnız sen bir gece yemeği fazla kaçırmıştın da seni namazdan alakoyduk" karşılığını verir.
Bunun üzerine Hz. Yahya (A.S.) "öyleyse bundan sonra hiç bir zaman doyasıya yememeye kesinlikle karar veriyorum" der.
Şeytan da "o halde ben de bundan sonra hiç kimseye nasihat vememeye kesin karar veriyorum" karsılığını verir.
Bu durum ömründe bir gece yemeğinin ötçüsünü kaçıran içindir, buna karşılık ömründe bir gece bile acıktığını hissetmeyen ve buna rağmen kendini ibadet heveslisi sayan kimsenin haline ne dersiniz?!
Yine anlatıldığına göre Yahya Bin Hz. Zekeriyya (A.S.) bir keresinde karnını arpa ekmeği ile fazlaca doyurur, o gece her zamanki zikrini yapamadan uykuya dalar.
Allah (C.C) O'nu vahiy yolu ile şöyle azarlar, "ey Yahya! Benim evimden daha hayırlı bir ev mi buldun, yoksa bana yakın olmaktan sana daha faydalı bir muhit mi buldun?
izzet ve celâlim hakkı için, eger Firdevs ile cehennemin her ikisini yakından görüp mukayese etsen gözyaşı yerine irin ağlar ve dikişli elbise yerine demir giyerdin."
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
SABIR VE HASTALIK
9/4/2007 · Kategori: Kalplerin Kesfi
SABIR VE HASTALIK
Allah´ın azabından kurtulmak, O´nun sevap ve rahmetine nail olarak cennetine girmek isteyenler, nefislerini dünyaya ait azgın arzulara kapılmaktan alıkoymalı, hayatın sıkıntısı ve musibetlerine karşı sabırla katlanmalıdırlar.
Nitekim ulu Allah (C.C)
"Allah sabredenleri sever" buyuruyor. "
(Al-i İmran Suresi, 146)
Sabır bir kaç türlüdür:
Allah´ın emirlerine uymakla sabretmek (sebat).
Allah´in yasaklarından uzak furmada sabretmek (direnmek), musibete, bilhassa ilk şok anının sarsıntısına karşı sabretmek (katlanmak).
Allah´ın buyruklarına uymakta (itaatte) sabır gösterene Allah, Kıyamet günü cennette, her biri yerle gök arası kadar olan üçyüz derece verecektir.
Allah´ın yasaklarından uzak durmada sabır gösterenlere Allah, Kıyamet günü, her biri yedinci yerle yedinci gök arası kadar olan altıyüz derece verecektir.
Allah´dan gelen musibetlere sabırla katlananlara Allah, Kıyamet günü her biri Arş ile yeryüzü arası kadar olan yediyüz derece verecektir.
HİKAYE
Anlatıldığına göre Zekeriyya (A.S) bir gün yahudilerden kacar, onlarda ardına düşerler.
İz sürücüler kendisine yaklaşınca kalın dallı bir ağaç görür.
"Ey ağac yarılda beni içine al" diye yalvarır.
Bu sırada açılan ağac Hz.Zekeriyya (A.S),yı gövdesine aldıktan sonra tekrar kapanır.
Derken iblis ortaya çıkar, iz sürücülerini iri gövdeli ağacın yanına getirir, bir testere ile ağacı keserek Hz.Zekeriyya (A.S),nın ölmesini sağlamalarını söyledi.
Onlarda iblis'in dediği gibi yaparlar.
Hz.Zekeriyya (A.S Allah´a değil, ağaca sığındığı için bu yanlış tutum, helakine yol açar ve testereyle ikiye bölünür.
Nitekim Peygamber´imizden (S.A.V) gelen bir rivayette:
Ulu Allah (C.C) şöyle buyurur:
"Başına bir bela geldiği zaman bana sığınan kulun, daha o hiç bir istekte bulunmadan, dilediği yerine getirir ve daha yalvarmadan duasını kabul ederim.
Buna karşılık başına bir bela geldiği zaman bana değilde varlıklardan birine sığınan kulun yüzüne bütün gökyüzü kapılarını kitlerim." demiştir.
(hikayeye devam edelim) Testerenin dişleri beynine geçince Hz.Zekeriyya (A.S) feryadı koparır.
Bunun üzerine kendisine söyle seslenilir:
"Ey Zekeriyya! Allah sana şöyle buyuruyor":
"Niye belaya sabretmiyorsunda "ah" diyorsun. Eğer bu sözleri ikinci sefer tekrar edersen adını Peygamberler defterinden silerim."
Bu ağır ihtar üzerine Hz.Zekeriyya (A.S) ağzından hiç bir feryad ifadesi kaçmasın diye dudaklarını ısırır, iki parçaya biçilinceye kadar sabreder.
Aklı başında olan kimse şikayetçi olmaksızın, başına gelen belaya sabretmeli, dünya ve ahiret azabından kurtulmalıdır.
Zira belaların (İmtahanların) en çetini ile Peygamberler ve veliler karşılaşır.
Cüneyt-i Bağdadi (Rahimallahu Aleyh) der ki:
"Bela, ariflerin kandili, müridlerin uyarıcısı, müminlerin silahi ve gafillerin helak olma sebebidir.
Başına bela gelip de hoşnutluk ve sabır göstermedikçe hiç kimse imanın tadına varamaz "
Nitekim Peygamber´imiz (S.A.V) buyuruyor ki:
"Bir gece hastalanılıp da Allah (C.C)´tan gelen acıya gönül hoşnudluğu ile katlanan kimse, anasından doğduğu gibi günahlarından arınır.
O halde hasta olduğunuz zaman iyileşmeyi temenni etmeyiniz."
Dahhak der ki: "her kırk gecede bir başına ya bir bela ya bir keder veya bir musibet gelmeyen kimsenin hesabına, Allah (C.C) katında hiç bir hayır yazılmaz"
Muaz Ibni Cebel (R.A) der ki:
"Allah bir kulun başına bir hastalık verince sol yanındaki meleğe "Çek ondan kalemi", sağ yanındaki meleğe de "bu kulumun hesabına yapageldiği amellerin en iyilerini yaz" diye talimat verir.
Peygamber´imiz (S.A.V) şöyle buyuruyor:
"Bir kul hastalanınca Allah ona iki melek göndererek:
"Bakın bakalım, kulum ne diyor" diye talimat verir.
Eger hasta "Elhamdülillah" derse bu sözü melekler tarafından Allah´a ulaştırılır - O, zaten bilirya! - O zaman Allah buyurur ki:
"Bu kulumun eğer canını alırsam onu kesinlikle cennet'e yerleştireceğim ve eğer ona şifa verirsem etini daha semiz etlerle, kanını daha yarayışlı bir kanla değiştireceğim gibi günahlarınıda muhakkak sileceğim."
HİKAYE
İsrailoğulları arasında bir fasık vardı, fasıklıktan bir türlü vazgeçmiyordu, günün birinde beldesinin halkı ondan iyice bıktı, koyulduğu o kötü yoldan onu vazgeçirtmekten ümitler kesilince ondan kurtulmak için Allah´a yalvardılar.
Allah (C.C) Hz.Musa,ya (A.S) vahyetti ki:
"İsrailoğulları arasında bir delikanlı var, onu beldelerinden sür ki, onun kötülüğü yüzünden üzerlerine ateş yağmasın"
Hz.Musa,da (A.S) o beldeye vararak delikanlıyı sürdü.
Delikanlı beldesinden çıkarak bir köye sığındı.
Bunun üzerine Allah´dan o köyden de onu kovma emrini alan Hz.Musa (A.S), delikanlıyı yeni yurdundanda çıkardı.
İkinci sefer sürgüne çıkan delikanli bu defa insansız, bitkisiz, vahşi hayvansız ve kuş uçmaz bir mağaraya sığındı.
Bu ipissiz mağarada yanlız kendisi ile başbaşa kalan delikanlı çok geçmeden hastalandı, yanında bakacak kimsesi yoktu.
Toprağın üstüne yığıldı, başınıda yere koydu.
Bu acıklı durumda dudaklarından şöyle mırıldandı:
Annem başucumda olsaydı, halime acır ve zilletime ağlardı.
Babam yanımda olsa yardımıma koşar, başımın çaresine bakardı.
Karım burada olsa ayrıliığımızın acısına ağlardı....
Çocuklar yanımda olsalar, cenazemin arkasından gözyaşları döker ve "Allah´ımız!
Garip, zavalli, günahkar, beldesinden yabancı bir köye sürülmüş orada da barındırılmıyacak işsiz bir mağarada da dünyadan ayrılarak ümitsiz bir ahiret yolculuğuna çıkmak üzere olan babamızı sen af eyle" diye dua ederlerdi.
"Allah´ım! Beni ana babamdan, evladımdan, karımdan ayrı düşürdün, fakat rahmetinden mahrum etme.
Onların acısı ile kalbimi yaktın, fakat günahıma karşılık beni ateşinde yakma."
Delikanlının bu acıklı yalvarmaları üzerine Allah, delikanlıya anası ve karısı kılığında birer huri, çocuklarının kılığına girmiş genç melekler ve babası kılığında da bir melek gönderdi.
Gelen huri ve melekler yanıbaşına oturarak üzerine ağladılar.
Delikanlı da "İşte ana babam, karım ve çocuklarım, sonunda bana gelmişler" diyerek ölçüsüz bir sevince boğuldu, gönlü feraha kavuşarak günahtan arınmış ve affa uğramış bir halde Allah´ın rahmetine kavuştu.
Bunun üzerine Allah (C.C) Hz.Musa (A.S),ya bildirdi ki: "Filan yerdeki falan kuytu mağaraya git, orada velilerimden bir veli öldü, yanına var, ona karşı yapılacak görevleri bizzat yürüterek ölüsünü defnet"
Allah´in bu talimatına uyan Hz.Musa (A.S) kuytu mağaraya varınca Allah´ın emri ile önce kendi beldesinden ve sonra sürgün olarak yaşadığı köyden kovduğu delikanlının ölüsü ile karşı karşıya olduğunu ve cenazesinin çevresini melekler ile hurilerin tuttuğunu görür.
O zaman Hz.Musa (A.S) Allah´a:
"Allah´ım Bu ölü, senin emrin uyarınca beldesinden ve sürgün yerinden kovduğum delikanlı değilmi" diye sorar.
Ulu Allah Hz.Musa (A.S),ya cevap verir:
"Evet ya Musa, fakat sonra ben onu rahmetimin semşiyesi altına alarak affettim.
Çünkü toprak üzerinde uzanmış, yatarken bana yakardı.
Memleket, anababa, eş ve çocuk hasretine katlandı.
Ona son nefesinde gurbetteki acıklı durumunun elemine katılsınlar diye son nefesinda anası ve eşi kılığında birer huri, babası ve çocukları kılığında melekler gönderdim.
"Bilirsin ki bir garip öldüğü zaman yer ve gök ehlinin hepsi onun için yas tutarlar.
Ben merhametlilerin en merhametlisi iken ona nasıl acımazdım"
Garip bir kimse komaya girdiği zaman Allah (C.C) meleklerine buyurur ki:
"Ey meleklerim! Bu adam gariptir, yolcudur, çoluk çocuğundan, eşinden ana babasından ayrı düştü.
Ölünce arkasından ağlayacak, yasını tutacak bir kimse yoktur"
Arkasından Allah (C.C), meleklerin birini babası kılığında, bir baskasını çocuğu kılığına, bir diğeri yakın akrabasından birisi kılığına koyar.
Bunlar son nefesinde yanına varırlar.
Garip hasta gözlerini açar, ana babasını, eşini görür, yüreği rahatlar.
Ruhunu huzur ve sevinç içinde teslim eder.
Daha sonra cenazesi yola çıkarıldığı zaman, melekler onu uğurlar ve mezarı başında Kıyamet gününe kadar dua ederler.
İşte ulu Allah´ın (C.C) "Allah´ın kullarına karşı lütuf sahibidir" ayet-i celilesinin tecellilerinden birisi de budur.
İbni Ata (Rahimehullahu Aleyh) der ki:
"Kulun gercek mümin olup olmadığı bela ve ferahlıkla karşılaştığı anlarda belli olur.
Ferahlık günlerinde şükredip bela günlerinde sızlanan kimse, (kulluk ve müminlik iddiasinda) yalancıdır.
"Eğer bir kimse bütün insanların ve cinlerin bilgisini nefsinde toplamış olsada üzerine doğru bela rüzgarı estiği zaman başına gelenlerden ötürü açıktan açığa şikayet ederse, ilminin ve amelinin ona hiçbir faydası yoktur"
Nitekim bir Hadis-i Kudsi´de şöyle buyurulur:
"Benim takdirime razı olmayanlar ve benim verdiğime şükretmeyenler benden başka bir Rabb arasınlar"
Vehb İbni Munebbih (Rahimehullahu Aleyh)´in anlattığına göre Peygamberlerden biri elli yıl Allah´a (C.C) ibadet etmiş.
Allah (C.C) da ona: "seni affettim" diye bildirmiş.
Peygamber de bu bildiriye karşı: "Allah´ım, (C.C) hiç bir günah işlemedim ki neyimi affediyorsun" demiş.
Bunun üzerine Allah (C.C) boyun damarlarından birine hızla atmasını emretmiş.
Peygamber o gece uyuyamamış.
Gün ağardığı zaman sabah meleği yanına gelince boyun damarının hızlı atışından ötürü çektiği rahatsızlıktan ona yakınmış.
O zaman melek ona şöyle demiş.
"Allah´ın (C.C) sana diyor ki elli senelik ibadetin sevabı boyun damarından şikayet etmenin günahını bile karşılayamaz".
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
ALLAH KORKUSU 2
3/4/2007 · Kategori: Kalplerin Kesfi
ALLAH KORKUSU
Büyük ahlak ve fıkıh alimi Ebü´l Leys es-Semerkandi (rahimehullahu) şöyle der:
Allah (C.C)´in yedinci kat semada birtakım melekleri varki, yaratıldıkları andan beri secdededirler.
Böğürleri Allah (C.C) korkusu ile devamlı titrer haldedir.
Kıyamet günü başlarını secdeden kaldırarak:
"Ey noksanlıkların her türlüsünden beri olan Allah´ımız!
Sana layık olduğun derecede ibadet edebilmiş değiliz" diyeceklerdir.
Kur´an-ı Kerim şu ayeti, onların bu hallerine işaret eder:
"Üstlerindeki Rabb´lerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar (göz açıp kapayana kadar bile Allah´ın emrini kırmazlar"
Kur´an Kerim. - Nahl Suresi 50
Peygamberimiz (S.A.V) şöyle buyurur:
"Kulun vücudu, Allah korkusu ile ürperdiği zaman, yaprakları dökülen ağac gibi günahlarından sıyrılır."
HİKAYE
Adamın biri bir kadına tutulur.
Günün birinde kadın bir iş için yolculuğa çıkar.
Adam peşine takılır.
Kafilenin mola verdiği bir sırada yol arkadaşlarının uykuya dalmalarını fırsat bilerek kadınla başbaşa kalmayı başaran aşık ona sırrını açar.
Kadın adama: "bak bakalım herkez uyuyormu" der.
Bu sözü, karşı tarafın arzusuna ram olmak üzere olduğu şekilde yorumlayarak sevince kapılan asil derhal yerinden fırlayarak kafilenin etrafında bir tut atar.
Herkezin mışıl mışıl uyuduğunu görür.
Kadının yanına dönerek "evet, herkez uyuyor" der.
Bunun üzerine kadın adama: "acaba Allah hakkında ne dersin, o da mı uyuyor?" diye sorar.
Adam "Allah uyumaz. O´nu hic bir zaman ne uyku ve nede uyuklama hali yakalamaz" diye karşılık verir.
O zaman kadın der ki "insanlar bizi görmüyorsa da şu anda uykuda olmayan ve hiç bir zaman uyumayan Allah bizi görüyor.
Buna göre asil O´ndan korkmalıyız"
Kadının bu sözleri üzerine adam korkarak tuttuğu kötü yoldan vazgeçer de kadının yanından ayrılır, evine döner.
Öldüğü zaman bir tanıdığı onu rüyasında görür, "Allah sana nasıl muamele etti" diye sorar.
Adam: "Allah´dan korkarak o günahı işlemediğim için O beni affetti" diye cevap verir.
HİKAYE
Zamanın birinde İsrailoğullarından biri vardı, adam kendini ibadete vermişti.
Çoluk çocuk sahibi idi.
Günün birinde ailece aç kalırlar.
Tamamen çaresiz kaldığı için yiyecek bir şeyler bulup getirsin diye karısını dışarıya gönderir.
Kadın bir tüccarın evine varır, çoluk çocuğuna yedirecek bir şeyler ister.
Tüccar, kadına "olur fakat önce bana kendini teslim et"diye teklif eder.
Kadın hicbir cevap vermeden çıkar, evine döner.
Yavrularını "anneciğim açlıktan öleceğiz, bize yiyecek bir şey ver" diye feryad eder durumda bulur.
Geri çıkarak tekrar tüccarın yanına varır, yavrularının acıklı durumunu anlatır.
tüccar "istediğim olacakmı olacakmı?" diye sorar.
Kadın "evet" der.
İkisi başbaşa kalınca kadının mafsalları (eklemleri) öylesine titremeye başlarki, azaları çıkacak gibi olur.
Tüccar "ne oluyor sana?" diye sorar.
Kadın "Allah´dan korkuyorum" diye cevap verir.
Aldığı cevap üzerine kendine gelen adam:
"sen su sıkışık durumuna rağmen bu günahdan dolayı Allah´dan korkuyorsun, oysa asıl benim korkmam gerekir" diyerek yapacağı işten vazgeçer.
İstediklerini vererek kadını gönderir.
Kadın kucağındaki yiyecekler ile yavrularına döner.
Çocukların sevinci sonsuzdur.
Bu sırada ulu Allah´dan tüccar hakkında Hz.Musa,ya (A.S) vahiy gelir.
Allah (C.C) :
"falan oğlu filana bütün günahlarını affettiğimi söyle" diye bildirir.
Bunun üzerine Hz.Musa (S.A) tüccarı bulur, ona "mutlaka Allah (C.C) ile aranızda sır kalan bir hayır işlemiş olmalısın" der.
O zaman tüccar kendisine yoksul kadınla arasında geçenleri anlatır.
Hz.Musa (A.S): "işte bu yüzden Allah, geçmiş bütün günahlarını bağışladı" diyerek tüccara müjdeyi verir.
(Mecmu´ul Letaif)
Rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V) demişti ki:
"Ulu Allah şöyle buyurur:
Şu iki korku ile iki gün aynı kulumda biraraya getiremem.
Dünyada benden korkanın Ahiretini emin kılarım.
Buna karşılık dünyada iken benim korkumu yüreğinde taşımayanları Kıyamet günü korkuya düşürürüm"
Ulu Allah (C.C) şöyle buyuruyor:
"İnsanlardan değil benden korkunuz"
(Maide suresi, 44)
Diğer bir Ayette şöyle buyurur:
"Eğer mümimseniz, onlardan değil, benden korkunuz"
(Al-i İmran suresi, 175)
Hz.Ömer (R.A) Kur´andan dinlediği zaman yere baygın düşerdi.
Bir gün eline bir saman kırıntısı alarak şöyle dedi:
"keşke ben de bir saman kırıntısı olsaydım, adı anılmaya değer bir şey olmasaydım.
Keşke anam beni doğurmamış olsaydı"
O çok ağlardı, hüngür hüngür yaş dökerdi.
Bu yüzden yanaklarından süzülen yaşların bıraktığı iki siyah iz her zaman yüzünde görülürdü.
Peygamberimiz (S.A.V) buyuruyor ki:
"Sağılan süt memeye dönmedikçe Allah korkusu ile ağlayan kimse cehenneme girmez."
Rivayet edilir ki, Kıyamet günü bir kul Allah çıkılacak ve günahlarının ağır bastığı görülerek cehenneme atılması emredilecektir.
Bu sırada kirpiklerinden bir tel dile gelerek şöyle diyecektir:
"Ey Rabb´im senin Resul´un Muhammed (S.A.V) kim Allah korkusu ile ağlarsa Allah onun yaş döken gözlerini cehenneme haram kılar" diye bildirdi.
Ben senin korkundan ağlamıştım.
Bunun üzerine dünyada Allah korkusu ile ağlayan bir kirpik teli sayesinde adam affedilecektir.
Cebrail (A.S): "falan oglu filan bir tek kirpik sayesinde kurtuldu" diyerek bu durumu ilan edecektir.
(REKAIK UL AHBAR)
Rivayet edilir ki, Kıyamet günü cehennem ortaya çıkınca öylesine kükreyecek ki, bütün ümmetler dehşetinden dizüstü kapaklanacaklardır.
Nitekim yüce Allah (C.C) buyuruyor ki:
"...Ve sen her ümmeti dizüstü çökmüş (ne olacağını endişe ile bekler) görürsün. Her ümmet amel defterini almaya cağırılır"
(Casiye Suresi, 28)
İnsanlar cehenneme yaklaştırıldıklarınde onun öfke ve kükreyişini duyacaklar, bu besyüz yıllık mesafeden duyulacaktır.
O zaman Peygamberler dahil herkez kendi derdine düşerek "ben ne olacağım" diyecektir.
Yanlız Peygamberlerin ulusu olan Hazreti Muhammed (S.A.V) müstesna, O "ümmetim ne olacak, ümmetim ne olacak" diyecektir.
O sırada cehennemden dağlar gibi ateş kütlesi cıkacaktır.
Peygamber´imizin (S.A.V) ümmeti "ey ateş kütlesi! Namaz kılanlar, doğruluktan ayrılmayanlar, Allah´dan korkanlar ve oruç tutanlar hakkı için geri dönermisin" diye yalvararak ateşi geldiği yere göndermeyi çalısacaklar, fakat ateş geri dönmeyecektir.
Bu sırada Cebrail´in (A.S) "ateş kütlesi Muhammed´(S.A.V)in ümmeti üzerine yöneldi" diye seslendiği duyulacaktır.
Bunun üzerine Cebrail (A.S), bir bardak su getirerek Peygamber´imize (S.A.V) uzatacak ve "ey Allah´in Resulü! Bunu al, ateşin üzerine at" diyecektir.
Peygamber´imiz (S.A.V) Cebrail´den (A.S) aldığı bardağı ateşin üzerine boşaltır boşaltmaz ateş sönecektir.
Peygamber´imiz (S.A.V) "bu su nedir?" diye soracak ve Cebrail´den (A.S) şu cevabı alacaktır:
"Bu senin ümmetinin, Allah korkusu ile ağlayan günahlarlarının gözyaşıdır.
Şimdi ateşin üzerine serpip onu Allah´ın izni ile söndüresin diye sana getirme emri aldım" *
(*BIDAYET`ÜL HIDAYE)
Peygamber´imiz (S.A.V) şöyle dua ederdi:
" - Allah´ım! Bana senin korkun ile ağlayan iki göz bağışla"
Gözyaşı dökmek konusunda şu beyit ne kadar düşündürücüdür:
"Ey gözlerim, günahıma ağlar mısınız?
Ömrüm elimden uçup gitti, gittide farkında olmadım.
Peygamber´imiz (S.A.V) şöyle buyurduğu bildiriliyor:
"Hiç bir mümin düşünülülemez ki Allah korkusu ile gözünden sinek başı kadar yaş çıksın ve elmacık kemiğine kadar insinde o kula cehennem ateşi değsin"
HİKAYE
Anlatıldığına göre Muhammed İbni Munzir (rahimehullahialeyh) ağladığı zaman gözyaşları ile yüzünü, sakalını ovar "duyduğuma göre gözyaşı değen yere cehennem ateşi değmez" derdi.
Mümin Allah'in gazabından korkmalı ve kendini nefsin azgın arzularına uymaktan sakındırmalıdır.
Nitekim (Allah (C.C.) şöyle buyuruyor:
"Nefsinin azgın arzularına uyan ve dünya hayatını (Ahirete) tercih edenlerin varacağı yer cehennemdir.
Rabb'inin makamından ve nefsini azgın arzulardan alıkoyanların varacağı yer ise cennettir"
(Naziat Suresi, 37-41)
Allah´ın gazabından kurtularak sevap ve rahmetine nail olmak isteyenler, dünyanın sıkıntılarına sabırla katlanmalı, Allah´ın buyruklarına uymakta ısrar etmeli ve günahlardan sakınmalıdırlar.
Rivayete göre Peygamber´imiz (S.A.V) buyuruyor ki:
"Cennetlikler cennete girdikleri zaman melekler onları türlü türlü hayır ve nimetlerler karşılarlar, onlar için sedirler kurularak döşenir.
Kendilerine çeşit çeşit yemek ve meyvalar ikram edilir.
Bu nimetlere rağmen üzerlerinde bir durgunluk farkedilir, belirli bir bekleyiş havası içinde bulundukları görülür.
O zaman ulu Allah (C.C) "ey kullarım! Burası durgun ve bekleyiş içinde olunacak bir yer olmadığı halde sizdeki bu durgunluk ve bekleme hali nedir?" diye buyurur.
Cennetlikler: "bize yapılmış bir vaad vardı, şimdi zamanı geldi" diye cevap verirler.
Bu cevap üzerine Allah (C.C) meleklere:
"perdeleri yüzlerinden kaldırın" diye emir buyurur.
Melekler: "Ey Rabb´imiz! Bunlar seni nasıl görebilirler, dünyada günah işlemişlerdi" derler.
Meleklerin bu sözlerine karşılık ulu Allah emrine tekrar ederek şöyle buyurur:
"Perdeleri kaldırın, onlar dünyada iken bana kavuşmak arzusu ile zikretmişler, secde etmişler ve gözyaşı dökmüşlerdir"
Perdeler kaldırılır ve bakarlar, ansızın Allah katında secdeye kapanırlar.
O zaman Allah onlara "kaldırın başınızı zira burası amel yeri değil, bağış ve mükafat yeridir" diye buyurur.
Başlarını kaldırınca keyfiyet ölçüleri dışında onlara cemalini gösterir.
Arkasından sevinclerini zirveye çıkarmak üzere onlara şöyle seslenir:
"ey kullarım, selam üzerinize olsun! Ben sizden hoşnudum, sizde benden hoşnud oldunuzmu?"
Cennetlikler şöyle cevap verirler: "ey Rabb´imiz! Nasıl hoşnud olmayalımki, sen bize hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insanın hayalinde canlandırmadığı nimetler verdin"
(*ZEHR-UR RiYAZ)
Bu konuda ulu Allah (C.C.) şöyle buyurur:
"Allah onlardan hoşnud oldu, onlar da Allah´dan hoşnud oldu."
(Kur´an-i Kerim - Beyyine Suresi, 8)
"Rahim olan Rabb´den selam vardır (onlara)"
(Kur´an-i Kerim - Yasin Suresi, 58)
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
ALLAH KORKUSU 1
1/4/2007 · Kategori: Kalplerin Kesfi
ALLAH KORKUSU
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ulu Allah (C.C.). kanatlarının biri doğuya, öbürü batıya uzanan ayakları yedinci kat yere inen bir kuş yarattı.
Kuşun üzerinde bütün varlıkların sayısı kadar tüy vardır.
Ümmetimden kadın - erkek herhangi bir kimse bana salât-ü selâm getirdiği zaman ulu Allah bu kuşa :
Arşın altında bulunan nurdan bir denize dalmasını emreder.
Kuş denize dalıp çıkarak kanatlarını silkeleyince her tüyünden bir damla akar.
Ulu Allah akan her damladan, üzerime kıyamete kadar selât-ü selâm getiren kul hesabına istiğfar edecek bir melek yaratır.»
Ehl-i Hikmet'ten biri şöyle der:
«Vücudun selâmeti az yemekte, ruhun selâmeti az günah işlemekte ve dînin selâmeti de varlikların en hayırlısına (Peygamber (S.A.V)'imize) selât-ü selâm getirmektedir.»
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:
«Ey iman edenler! Allah'dan korkunuz ve O'na itaat ediniz ve herkes yarın için (kıyamet gününe ne amel islediğine) baksın (yani sadaka verin ve Allah'ın emrine uygun ameller isleyin ki.
Kıyamet günü sevabını bulasınız) Allah'tan korkunuz, çünkü O, (iyilik olsun, kötülük olsun) yaptığınız her hareketten haberdardır»
(59 - Hasr Suresi 18).
Çünkü Kiyamet günü melekler, gökler, yeryüzü, gece, gündüz - iyilik olsun, kötülük olsun - insanoğlunun işlediği herşeye şahitlik edeceklerdir.
Hatta vücudun azaları bile insanoğluna karşı şahit tutulacaktır.
Yeryüzü, günah işlemekten sakınarak iyiliğe koşan (zahid) ve mümin kulun lehine şahitlik ederek: «Bu adam üzerimde namaz kıldı, oruç tuttu, hacca gitti, cihad etti» diyecek, günahtan ((sekmarak)) iyiliğe, koşan mümin kul da bu şahitliğe sevinecektir.
Buna karşılık Aynı yeryüzü, kâfir ve günahkârların aleyhinde de şahitlik ederek: «Bu adam üzerimde Allah (C.C)'a şirk koştu, ((zina işledi)), içki içti, haram yedi» diyecektir.
Merhametlilerin en merhemettisi olan ulu Allah (C.C.) kâfir ve günahkârları inceden inceye sorguya çekerse vay hallerine!
Mümin, vücudunun bütün azaları ile Allah (C.C)'tan korkandır.
Nitekim büyük ahlâk ve fıkıh bilgini Ebu Leys es-Semerkandî der ki:
— Allah korkusunun, yedi alâmeti vardır:
— Birinci alâmet dil'de belirir: Allah korkusu taşıyan kul dilini yalandan, dedikodudan, koğuculuktan, iftiradan ve boş konuşmaktan alıkor.
Bunlar yerine onu zikirle, Kur'an okumakla ve ilmî konuşmalarla meşgûl eder.
İkinci alâmet kalpte belirir: Allah korkusu taşıyan kul başkalarına karşı kalbinde düşmanlık, iftira ve kıskançlık barındırmaz.
Çünkü kıskançlık iyilikleri mahveder.
Nitekim Peygamberimiz (S.A.S.) şöyle buyurur:
«— Ateş odunu nasıl yerse (yakarsa) kıskançlık da iyilikleri öyle yer» (yok eder) Bilesin ki.
Kıskançlık, kalb hastalıklarının başlıcalarından biridir ve o hastalıklar da ancak ilimle ve iyi ameller işleyerek tedavi edilebilir.
Üçüncü alâmet göz'de belirir: Allah (C.C) korkusu taşıyan kul.
Haram yiyecee, haram içeceğe, haram giyeceğe... (kısacası) haram olan hiç bir şeye bakmaz.
Dünyaya aç ve muhteris gözlerle değil, ibret almak amacı ile bakar.
Helâl olmayan şeylerden bakışlarını uzak tutar.
Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) şöyle buyurur:
«— Kim gözünü haramla doldurursa Allah (C.C) da onun gözünü kiyamet günü ateşle doldurur.»
Dördüncü alâmet karın'da belirir: Allah (C.C) korkusu taşıyan kul, karnına haram lokma sokmaz, çünkü haram lokma yemek ağır günahlardan biridir.
Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) şöyle buyuruyor:
«— insanoğlunun karnına haram bir lokma inince, lokma midesinde kaldığı süreç yerde ve göklerdeki melekler tekrar tekrar üzerine lanet Yağdırırlar O lokmayı hazmederken öldüğü takdirde varacağı yer cehennemdir.»
Beşinci alâmet eller'de belirir: Allah (C.C) korkusu taşıyan kimse, ellerini harama değil, Allah (C.C)'in rızasına uygun şeylere doğru uzatır.
Nitekim sahabîlerden Kâ'b'ul Ahbar'm (R.A.) söyle dediği rivayet edilir:
«—- Ulu Allah (C.C), her bir bölümü yetmiş bin gözlü yetmiş bin bölümü olan yakuttan yapılma bir köşk yaratmıştır.
Kıyamet günü bu köşke ancak önlerine çıkan haram şeylerden Allah (C.C) korkusu ile uzak duranlar girebileceklerdir.»
Altıncı alâmet ayaklarda belirir: Allah korkusu taşıyan kimse, günah işlemeye değil.
Allah'in emrine uygun ve O'nun rızasını kazandıracak işlere doğru yürür, alimlerle ve iyi amel işleyenlerle buluşmak gayesi ile adım atar.
Yedinci alamet Amelde belirir: Allah korkusu taşıyan kimse ibadetini sırf Allah (C.C) rızası için yapar, riyadan ve münafıklıktan kaçınır, böylelikle Allah (C.C)'in haklarında şöyle buyurduğu kimselerden biri olur:
"Rabb´inin katında Ahiret, günahlardan korkanlar içindir"
(43 - Zuhruf Suresi, 35)
Böyleleri için Ulu Allah başka bir ayette şöyle buyurur:
"Günahlardan sakınanlar, hiç şüphesiz, cennetlerde ve pınarlar(´ının başların) dadırlar"
(43 - Zariat Suresi, 15)
Başka bir âyette de şöyle buyruluyor:
"Günahlardan sakınanlar cennet ve nimetler içindedirler"
(52 - Tur Suresi, 17)
Diğer bir âyette de şöyle buyrulur:
"Günahlardan sakınanlar emin bir makamdadırlar."
(44 - Duhan Suresi, 51)
Bu ayetlere bakınca Ulu Allah (C.C)´in neredeyse "bu kimseler, Kiyamet günü cehennemden kurtulurlar" diye buyurduğu görülür.
Müminin korku ile ümit arasında bulunması gerekir.
Buna göre bir yandan ümit kesmeksizin Allah (C.C)´in rahmetini beklerken diğer yandan ibadet hali içinde çirkin hareketlerden vazgeçerek Allah'a tevbe eder.
Nitekim ulu Allah (C.C.) şöyle buyurur:
"Sakın Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin."
HIKAYE
Hz.Davud - Allah (C.C)´in selamı üzerine olsun.
Kürsü üzerine oturmuş Zebur okurken gözleri yerde sürünen kırmızı bir kurda ilişir ve içinden "Acaba Allah´ın bu kurdu yaratmaktan muradı ne ola ki" diye düşünür.
Bunu üzerine Allah´in izni ile dile gelen kurt O'na şöyle der:
"Ey Allah´in Resulü! Her gün, gündüzleri bin kere - Subhanallahi velhamdülillahi ve lailahe illellahu vellahu ekber (Allah´i noksanlıklarının her türlüsünden tenzih ederim, hamd O'na mahsustur.
O'ndan başka ilah yoktur.
Allah en büyüktür) demeyi Allah bana ilham etti.
Geceleri ise yine bin kere - Allahümme salli ala seyyidina Muhammedininnebiyyil (ümmiyi) ve ala alihi ve sahbihi ve sellem (Allah'ım! Okuma yazmasız Peygamberin olan Muhammed'e, O'nun soyundan gelenlere ve O'nun sahabelerine rahmet ve selam ihsan eyle) dememi ilham etti.
Sen zikrederken neler söylüyorsun banada bildir de istifade edeyim."
Bu sözleri işiten Hz.Davud (A.S) kırmızı kurdu küçümsediğine pişman olur, Allah´dan korkarak O'na tövbe eder ve dergahına sığınır.
Hz.Ibrahim (A.S) işlediği bir günahı hatırlayınca baygınlık geçirir ve kalbinin çarpıntısı (neredeyse) bir mil uzaktan duyulurdu, Allah'ın emri ile bir gün kendisine Cebrail (A.S) gelir ve derki:
"Allah sana selam ediyor ve - dostundan korkan bir dost gördünmü - diye soruyor.
Hz.Ibrahim (A.S) Cebrail´e şöyle cevap verir;
"Ey Cebrail kusurum aklıma gelince ve cezasınıda düşündükçe dostluğumu unutuyorum"
İşte Peygamberlerin, velilerin ve salihlerin tutumu budur.
Ötesini var sen düşün...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Son Yazılarım
- Mustafa islamoğlu Ye-cüc ve Me-cücü de İnkar Ediyor!
- Mustafa İSLÂMOĞLU'nun Gerekçeli Meal-Tefsir Kitabında Bir Ây
- FİLİSTİNE YARDIM ZAMANI!
- İSLÂMIN BEŞ TEMEL ESASINDAN BİRİSİ
- NİKE Yİ BOYKOTA DAVET EDİYORUZ
- BELLİKİ YAKINIMIZ YOK ALLAH TAN GAYRI
- TERAVİH NAMAZI VE ÖNEMİ
- HOŞ GELDİN EYY RAMAZAN
- BERAT GECESİ DUASI!
- BERAT GECESİ SORU CEVAP!
- BİR DUA
- İBRET VESİKASI
- MİRAÇ GECESİ VE NAMAZI
- MODERN TESETTÜR REZİLLİĞİ!!!
- REGAİP GECESİ
- COCA COLANIN SON OYUNU
- ÇOK YALNIZIM
- ÖLÜLERİN TASARRUFU DİRİLERİNKİNDEN DAHA GÜÇLÜDÜR!
- MEVLİD KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN...
- ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ ANISINA
- ÖLÜ YADA DİRİ RABBİM DİLERSE ARASINDA BİR FARK YOKTUR!
- CEP TELEFONU
- BAKKAL AMCA BİR DİN VER BANA!
- HOCALI KATLİAMI (UNUTMAYALIM UNUTTURMAYALIM!)
- BALE SERBEST KURAN YASAK!
Kategorilerim
Arkadaşlarım
- mucahid23
- agnia
- ebrese
- islamiyet
- Özkan Özdemir
- ar
- neslinursema
- aisece
- aylin2
- adimehmet
- dostlukrehberi
- abuhayat
- 1984nilufer
- asfur
- dingorevlileri
- neslinursema1
- abdulbaki
- afranur
- bloving
- fezawww
- zahara
- filizsarihan
- derdin
- butterfly73
- yesimece
- gulsultan
- anlamsizfirtina
- ezelinur
- candedim
- cile
- birdirbir
- birlahza
- zerrei insan
- benmihrace
- dilderen
- yusuf talha
- dilefkar
- affeyleallahim
- ahirem
- sonsuzlukkervani
- fatimaa
- ali selçuk sunar
- amenna
- ahuzeren
- feyzanur2000
- bilgimolsun
- aynur1
- mnelam
- cennetkokusu
- behluldana
- islamimedya
- asligonca
- allame
- allahbirdir
- hayrunnisa97
- azadgulu
- anaksimona
- kitabooku
- beyzanur57
- nursalkimi
- aglayankafe
- mevlana1
- cansofi
- cecenistan61
- hakyoluislam
- adriaticdinibilgiler
- 93busra
- nurbozkurt
- bennur76
- davetsaati
- ahsenyar
- rukiyece
- parabende
- asligibi
- sema1
- tillsim
- kadinlarinblogu
- selam54
- nezaketbolat1


.jpg)