İSLÂMIN BEŞ TEMEL ESASINDAN BİRİSİ

23/11/2008 ·




HAC, İSLÂMIN BEŞ TEMEL ESASINDAN BİRİSİ
Hac, ömürde bir defa yapılması gereken bir ibadet olup, İslâm'ın rükunlarından beş temel esasından birisi ve mühim bir kulluk vazifesidir.
İslâm'ın rükünlerinin tamamlanması ve kemale ermesi hac ile olmuştur.
Veda haccında, Cuma günü ikindiden sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Arafat meydanında devesinin üzerindeyken:
"Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak islâm'ı beğendim."(1) Ayet–i kerimesi nazil olmuştur.
Bu sebeple kişi farz haccını yapmadıkça, dinini kemale erdirmiş olamaz.
Hac, ne büyük ibadettir ki, eda edilmezse din kemâlini kaybediyor.

HACCIN MAHİYETİ
"Hac" imkânı olan Müslümanların belirlenmiş zamanı içinde; Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina gibi belirlenmiş mekânlarda belli dinî görevleri şart ve usulüne uygun olarak yerine getirmek suretiyle yapılan ibadeti ifade eder.
Bu ibadeti yerine getirene "Hacı" denir.

HACCIN FARZİYETİ
Hac, hicretin 9. yılında farz kılınmıştır.
Haccın farziyyeti, Kitap yani Kur'ân–ı Kerim, sünnet ve icma–i ümmet ile sabittir.
Cenab–ı Hak şöyle buyuruyor:
"Ona bir yol bulabilenlerin, gücü yetenlerin Beyti hac ve ziyaret etmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.
Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir."(2)
"Bütün insanlara haccı ilan et ki! Gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler."(3)
Her yıl tekrarlanan bu çağrıyı "lebbeyk!" diyerek kabul etme bahtiyarlığına eren Müslüman da, bunun herhangi bir ülkeye sıradan yapılmış bir seyahat davetiyesi olmadığını bilmelidir.
Bunun çok çok özel bir çağrı olduğunu, kendisinin de Allah'ın seçkin davetlileri arasına girdiğini ve O'nun huzuruna hangi ruh hali ile gideceğini idrak etmelidir.
Kısaca, bu çağrıyı, niçin ve nereye çağrıldığını anlamalıdır.
"Hac ve umreyi ALLAH için tamamlayın."(4) Bu ayet–i kerimeler, haccın Müslümanlara farz kılındığını ve bunun bir "Allah hakkı" olduğunu ifade etmektedir.
Haccın farz oluşuna delalet eden birçok hadis–i şerif vardır.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anh'dan rivayete göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:
"İslâm be? temel esas üzerine kurulmuştur: Allah Teâlâ'dan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah Teâlâ'nın Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak."(5)
Bu hadis–i şerifte "hac" ibadeti islâm'ın beş temel esası arasında zikredilmiştir.
Hakiki Müslüman olabilmek için işbu beş temel esası yapmak zaruridir.
Cibril diye bilinen hadis–i şerifte, Hazreti Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdo?ru kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe'yi ziyaret etmen, hac yapmandır."(6)
Hazreti Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Cebrail'e verdiği cevapta hem hac ibadetinin islâm'ın beş temel esasından biri olduğunu, hem de bu ibadeti ancak imkânı olanların yapmakla yükümlü olduğunu bildirmiştir.
Ebu Ümame radıyallahu anh'dan rivayete göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz: "Rabbinize ibadet ediniz! Beş vakit namazınızı kılınız! Ramazan ayındaki orucunuzu tutunuz! Beytinizi yani Kâbe'yi haccediniz! Mallarınızın zekâtını gönül hoşluğu ile veriniz ki Rabbinizin cennetine giresiniz."(7) buyurdu.

HACCI MAZERETSİZ TERK ETMENİN VEBALİ
Sağlıklı ve zengin olup hacca gitmek için herhangi bir engeli bulunmayan kimsenin haccı terketmesinde büyük bir vebal vardır.
İslâm'ın beş esasından biri olan hac ibadetini yerine getirmediğinden imanı zayıflamış demektir.
Bu duruma düşenlerin akıbeti tehlikelidir.
İbadetin önemine binâen bu duruma düşülmemesi için, Hazreti Ali radıyallahu anh'dan rivayete göre Resûlullah Efendimiz bizi şöyle uyarıyor.
"Kim kendisini Beytullah'a ulaştıracak kadar azık ve bineğe,yol vasıtasına sahip olduğu halde haccetmemişse onun Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur.
Zira Cenab–ı Hakk şöyle buyurmuştur:
"Ona bir yol bulabilenlerin, gücü yetenlerin Beyti hac ve ziyaret etmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır."(8)
Bu manada Abdurrahman b. Sabit'ten rivayete göre Resûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
"Bir Müslüman engelleyici bir hastalık, belirgin bir ihtiyaç ve zalim bir yönetici ve yönetim baskısı olmaksızın islâm Dini'nin farz kıldığı haccı yapmadan ölürse o, iki ölüm halinden biri üzerinde: Dilerse Yahudi, dilerse Hıristiyan olarak ölsün fark yoktur."(9) buyurmuştur.
Bu iki hadis–i şerif, farz bir görev olduğuna inanıldığı halde mazeretsiz olarak haccı ertelemenin ne büyük bir sorumluluk olduğunu açıklamaktadır.
Bu sebeple ölüm her an gelebileceğine ve sahip olunan imkânlar da yitirilebileceğine göre hac, bir an önce hayat programı içine alonmalıdır.
Çünkü mezkûr iki hadis–i şerifte hac yapmaya yetecek maddî imkânı olup da hacca gitmeyenler çok ağır bir üslupla tehdit edilmektedir:
Hıristiyan veya Yahudi olarak ölme tehlikesi, yani küfür üzere ölmek.
Bu ifade, tağliz yani
"saındırma ve korkutmada ağır ifade kullanma" gayesini gütmektedir.
Maddî imkâna rağmen farz olan haccı terketmek, ya bunun farz olduğunu inkâr ve istihfaf yani hafife almaktan gelir, bu ise küfürdür; ya da emr–i ilâhî'ye isyandan gelir.
Öyle ise küfre düşerek Yahudi veya Hıristiyan mertebesine inme tehlikesi ile baş başadır.
Resûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de, haccı emreden âyet–i kerimeyi okuyarak, haccetmeyenin bu emr–i ilâhî'yi inkâr veya ona isyan ettiğini ve dolayısıyla beyan ettiği tehdide delil getirmiş olmaktadır.
Abdullah b. Abbâs'dan rivayete göre Resûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
"Kimin haccedecek kadar veya zekât farz olacak kadar malı olur da bu farzları ifâ etmezse, ölüm sırasında rec'a yani dünyaya geri dönüş taleb eder." buyurdu.
Bir adam:
–Ey Abdullah b. Abbâs!
Allah'tan kork! Dünyaya geri dönüşü sadece kâfirler talep edecektir, dedi.
Abdullah b. Abbas:
–Ben sana bu hususta
Kur'an–ı Kerim okuyayım, dedi ve şu âyet–i kerimeleri okudu:
"Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan, itaat ve ibadet etmekten alıkoymasın.
Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
Herhangi birinize ölüm gelip de: "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sakada verip, iyi kimselerden olsam!" demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan infak edin! Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi, ölümünü ertelemez.
Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."(10)
Adam tekrar:
–Zekât vermeyi gerekli kılan miktar nedir? diye sordu.
Abdullah b. Abbas:
–Mal iki yüz dirheme ulaşır ve geçerse.
Adam:
–Pekâlâ, haccı gerekli kılan şey nedir? diye sordu.
Abdullah b. Abbas:
–Azık ve binek! cevabını verdi.(11)
Bu hadis–i şerifte, şu ayet–i kerimelere de işaret vardır:
"Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında: Rabbim! der, beni dünyaya geri gönder.
Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş ve hareketler yapayım.
Hayır!
Bu onun ağzından çıkan boş bir laftan ibarettir.
Onların gerisinde ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar süren bir berzah yani ölüm ile başlayıp, yeniden diriltilmeye kadar kabirde geçen süre vardır."(12)
Yüce Rabbimizin ikram ettiği bu dünya hayatını ibadet ve taatla değerlendirmeyenlerin, hacca gitmeyenlerin kıyamet günü pişman olacaklarını ve:
"Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!"( 13) diyeceklerini, Kur'an–ı Kerim bize haber veriyor.

HAC FARZ–I AYINDIR
İmkânı olan her mükellefin haccı bizzat kendisinin yapması farzdır.
Bu konuda ittifak vardır.
Hac yerine fakirlere sadaka verilemez.
Kişi kendisine farz olan hac ibadetini yerine getirmekle yükümlüdür; fakirlere sadaka vermekle bu sorumluluktan kurtulamaz.
Bu itibarla hac yerine sadaka veren kişi hac ibadetini yerine getirmiş olmaz.

HAC ÖMÜRDE BİR DEFA FARZDIR
Haccın farz olmasına sebep, Beytullah'ın varlığıdır.
Bu mukaddes mabedin ziyaret edilmesi için, Allah Teâlâ haccı farz kılmıştır.
Bu sebep, tekerrür etmediği için haccın farziyeti de tekerrür etmez, mükellef olan bir şahsın ömründe bir defa haccetmesiyle bu farz yerine getirilmiş olur.
Ebû Hureyre (radyyallahu anh) anlatıyor:
Resûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize konuşma yaptı ve:
"Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır.
Şu halde haccı edâ ediniz!" buyurdu.
Cemaatte bulunan bir sahâbî:
–Ya Resûlellah! Her yıl mı? diye sordu.
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sükût etti, cevap vermedi.
Sahâbî sorusunu üç defa tekrarladı.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
"Eğer sorunuza evet deseydim her yıl haccetmek farz olurdu, buna da güç yetiremezdiniz.
Ben sizi bıraktıkça siz de beni bırakın.
Mademki sükût ettim, niye sormada ısrar ediyorsunuz?
Şunu iyi bilin ki, sizden önceki ümmetler, ancak olur olmaz çok sual sormaları ve peygamberlerine ihtilaf etmeleri sebebiyle helak oldular.
Size bir şey emrettiğim zaman, bunu gücünüz yettiğince îfa edin, bir yasaklamada bulunduğum vakit de ondan kaçının.
Bu emir ve yasakla ilgili olarak
aklınıza gelen her şeyi sormaya kalkmayon!" buyurmuştur.(14)
* * *
Sahabeden Akra' b. Hâbis radıyallahu anh:
–Ya Resûlellah! Hac her yıl mı yoksa ömürde bir kere mi farz? diye sormuş, bunun üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
"Ömürde bir kere farzdır.
Daha fazla yapan nafile hac yapmış olur." buyurmuştur.(15)
Bu iki hadis–i şerif, haccın ömürde bir kere farz olduğunu göstermektedir.
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de, hicretin 9. yılında hac farz olduktan sonra bir defa hac yapmıştır.
Bazı durumlarda birden fazla hac yapmak gerekebilir.
Adak haccı ve bozulan bir nafile haccı kaza etmek gibi.

HAC NE ZAMAN FARZ OLUR?
Erkek olsun kadın olsun belirli şartları taşıyan her Müslümana, fevrî olarak yani şartlar gerçekleştiğinde,
geciktirmeden ömründe bir defa haccetmek farz–ı ayındır.
Şartlar gerçekleştiğinde hemen haccetmeyip,
daha sonraki yyllarda haccedenlerin haccı da, kaza değil edadır.
Ancak haccı, yıllar boyunca geciktirirse fâsık olur ve şâhitliği reddedilir.
Çünkü haccı geri bırakmak küçük günahtır.
Bunda ısrar etmek kişiyi fıska götürür.
İmkân elde edildiği yıl hac görevini yapmayıp sonraki yıllara erteleyen kimse, çeşitli sebeplerle bu imkânını kaybedebilir ve hac yapmadığı için sorumluluk altında kalır.
Böyle bir kimse hac yapmadan malı telef olsa, borç para alıp haccetmesi halinde, ilâhî mağfirete nâil olacağı umulur.
Bu itibarla Müslüman, hac yapma imkânı elde ettiği yıl geciktirmeden hacca gitmelidir.
Haccın geciktirilmeden îfasına hacla ilgili âyet–i kerimeler ve:
"… Ey müminler! Siz hayır işlerinde yarışın…"(16) ayet–i kerimesi delâlet ettiği gibi, hadis–i şerifler de bunu emreder.
Nitekim Abdullah b. Abbas (Radıyallahü Anh)'dan rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
"Hacca gitmek isteyen kimse acele etsin! Geriye bırakmasın!
Çünkü zaman geçtikçe kişi hasta olabilir; servetini, parasını, bineğini yitirebilir yahut başka bir ihtiyacı da ortaya çıkabilir."(17) buyurdu.
* * *
Abbas (Radıyallahü Anh)'dan rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
"Farz haccı yapmakta acele ediniz.
Çünkü sizden hiçbiriniz ileride başına neler gelebilir, bilemez."(18) buyurdu.
Öyle ise, hacc da esas olan ta'cil, yani haccı farz kılan şartlar bir insanda toplanınca onun hemen ilk yıl hacca gitmesi gerekir.
Bu sebeple üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yeri üzerine farz olduğu halde, bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileriki yıllara, yaşlılığa ertelemek dinen uygun değildir, günahkâr olur.
Çünkü ölümün ne zaman geleceği bilinmediği için ihtiyatlı davranmak gerekir...
Bununla beraber ömrünün sonunda bu haccı yerine getiren kimse, vazifesini yapmış olacağından günahtan kurtulur.
Fakat haccetmeden önce ölürse, hac için vasiyyet etmiş olsa bile günahkârdır.
Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel yani vekil göndermek zorunda kalır.
Bu sebeple en doğrusu:
Hacca genç yaşta ve bilgili, ihlaslı gitmek ve mukaddes yolculuğu tehir etmemektir.
Ayrıca: "Genç yaşta hacca gidilmez.
Çünkü hacdan dönünce insan kendisini muhafaza edemez, hacdan gelen kişi ticaret yapamaz, tartı tartamaz." v.b. sözlere itibar etmemek gerekir.
Bu gibi sözleri söyleyenlerin maksatları malumdur.
Halbuki ibadetlerin en faziletlisi genç yaşta yapılandır.
Ticarette ve tartıda do?ru dürüst davranmak, sadece hacca gidene değil, hacca gitmeyene de farzdır.

HACCIN FAZİLETİ
Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, Müslümanı büyük küçük bütün günahlarından arondırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.
Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür.
Hacda yapılan dualar ve tövbeler kabul görür.
Böylece bu ibadeti îfa edenler, işlemiş oldukları hata ve günahlarından arınarak hayata yeni bir canlılık ve şuurla dönerler.
Hac ibadeti boyunca devamlı maddi ve manevi kirlerden temizlik yaplır.
Bedenî kirlerden tam bir temizlik yapıldığ gibi, günah kirlerinden de bütünüyle bir temizliğe girişilir.
Haccın kalpteki pasları gidereceğini, küçük büyük bütün günahların affına vesile olacağını
Ebû Hureyre (Radıyallahü Anh)’den rivayete göre Resûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
"Kim Allah için hacceder de bu esnada kötü söz, iş ve davranışlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi temiz ve günahlarından arınmış olarak hacdan döner."(19) buyurarak haber vermektedir.
Bu ifade, haccın her bakımdan büyük bir arınma oluşuyla ilgilidir.
Bu hadis–i şerif, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter.
* * *
Hac, kendisinden önceki küçük büyük bütün günahları yok eder.
Amr b. Âs (Radıyallahü Anh ) Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve sellem)’e biat ederken; Allah tarafından bağışlanmayı şart koşmak isteyince,
Resûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve sellem):
"Bilmez misin ki! Müslüman olmak, önceki küçük büyük bütün günahları yok eder.
Hicret de kendinden önceki küçük büyük bütün günahları yok eder.
Hac da kendinden önceki küçük büyük bütün günahları yok eder"(20) buyurdu.
Tabiî ki hac Allah için yapylmalydyr.
Yani hacda herhangi bir dünyevi çıkar, şöhret, riya v.s. bulunmamalıdır.
Pek çok insan şan ve şöhret için hac yapmaktadır.
Gerçi farz olan hac bu şekilde de edâ edilmiş olur.
Ancak sadece Allah Teâlâ'yı razı etmek niyetiyle yapılırsa, farz edâ edilmekle beraber pek çok sevap kazanılmış olur.
Bu kadar büyük sevabı birkaç insan arasında büyük görünmek niyetiyle zayi etmek ne büyük bir zarar ve hüsrandır.
Hacceden kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir.
Bu sebeple Yüce Allah onlaryn içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez.
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)'den rivayete göre Resûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve sellem):
"Hac ve umre için Beytullâh'a gidenler, Müslümanların Allah'a gönderilmiş temsilcileri, Allah'ın misafirleridirler.
Dua ederlerse, Allah dualarını kabul eder, afv ü mağfiret dilerlerse, onları bağışlar, affeder."(21) buyurmuşlardır.
* * *
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)'den rivayete göre Resûlullah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve sellem):
"Bir umre, kendisiyle öbür umre arasında işlenmiş küçük günahlar için kefarettir.
Allah katında mebrur haccın karşılığı ise ancak cennettir."(22) buyurmuşlardır.
Mebrûr Hac: Kendisine hiçbir günah karışmayan, eksiksiz olarak ifa edilen makbul hac anlamına gelir.
Mebrûr hac, iman ve cihad gibi en üstün nitelikli ameller ve en faziletli ibadetlerden biridir.
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)’den rivayete göre bir sahâbî:
–Ya Resûlellah! En faziletli amel hangisidir? diye sordu.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve sellem):
–Allah ve Resulü'ne inanmak, buyurdu.
–Sonra hangisi? denildi.
–Allah yolunda cihad etmek, buyurdu.
–Bundan sonra hangisi? denilince
–Allah katında makbul olan hacdır, buyurdu.(23)

HACCIN KABULU İÇİN BEŞ ŞART
Unutulmamalı ki, Haccın "mebrûr hac" yani kabul olunmuş bir hac, olabilmesi için asgari şu beş şarta riayet edilmesi gerekiyor:
1–Hacca son derece halis bir niyetle, yani sadece Allah için gidiyor olmak.
Adeta Allah'ı ziyarete gidiyor gibi O'nun dışındaki her şeyi gözünden çıkarmak.
2–Tayyib yani tertemiz bir para ile hacca gitmek.
3–Üzerindeki kul haklarını ödemek ya da helallik almak, Allah'a olan namaz ve oruç gibi borçlarını da kaza etmek ya da kaza etmeye kesin karar verip başlamak.
Kim Allah için hacceder de bu esnada kötü söz, iş ve davranışlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi temiz ve günahlarından arınmış olarak hacdan döner...
4–Hac boyunca boş ve çirkin söz, niyet ve davranışlardan uzak durmak.
5–Haccı diğer zahir ve batın şartlarna uygun olarak tamamlamak.
Hac için yapılacak harcamaların kazandıracağı sevabı açıklamak üzere Büreyde radıyallahu anh'ın babasından rivayete göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve sellem):
"Hac yapabilmek için yapılacak bütün harcamalar Allah yolunda yapılan harcamalar gibi yediyüz katı sevapla mükâfatlandırılacaktır."(24) buyurdular.
* * *
Cabir b. Abdullah radyyallahu anh'dan rivayete göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve sellem):
"Bu Beytullah, islam'ın ana sütunlarından bir sütundur.
Kim hac veya umre yapmak için girişimde bulunur yola çıkarsa, Allah'ın garantisi altına girmiş olur.
Eğer yolda ölürse Allah onu Cennetine koyar.
Eğer hac veya umresini yapıp Allah onu sağlıcakla ailesine döndürürse, pek büyük sevap ve ganimetle döndürür."(25) buyurdu.
Hac ve umre normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılamayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir.
Ebû Hureyre (Radıyallahu Anh)'den rivayete göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve sellem):
"Büyüğün, küçüğün, zayıfın, kadının cihadı hac ve umredir."( 26) buyurdu.
Hac ve umrenin cihada benzetilmesi, bu iki amelde mevcut meşakkat ve zahmetler sebebiyledir.
Cihad da meşakkat ve zahmet yönü ağır basan bir ibadettir.
İnsan nefsi, her üç amelle de aynı terbiyeleri alabilecektir.
Bu sebeple, sevap yönüyle bunların aralarında benzerlik, yakınlık ve hattâ şartlara göre ayniyet olduğu Resûl–i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve sellem): tarafından bildirilmektedir.
Öyleyse cihada muktedir olamayan, söz gelimi çocuk, kadın veya yaşlı birisi hac veya umreyi yaparak aynı sevabı kazanabilecektir.

HAC ANLATILMAZ TARİF EDİLMEZ YAŞANIR
Kısaca şu kadarını söyleyelim.
Hac, bir insanın dünya hayatında ya?ayabileceği en saadetli, en hoş, en lezzetli bir hâdisedir.
O mübarek hâdisenin her anında herkes "Allah! Allah!" demekte, kâinatın yaratıcısına teveccüh etmekte...
Hac, bir ibadet yolculu?udur.
Dolayısıyla bu yolculuk, insanın maddi ve manevi hayatını gözden geçirmesi için önemli bir fırsattır.
Bu manevi iklimi yaşamak, mukaddes mekânları ziyaret etmek ve islam tarihini yeniden okumak için hacca ayrılan zaman dilimi çok iyi değerlendirilmelidir.
Bu nedenle, daha iiin başında iken kendimizi, niyetimizi ve kalbimizi başka işlerle meşgul etmeden, "sadece hac ve ibadet yapma" niyet ve arzusuyla hazırlamamız önem arz etmektedir.
Sadece ve sadece hac ibadetine yoğunlaşmalıyız.
Bütün ibadetlerde olduğu gibi, Haccın da Allah Teâlâ katında makbul ve sevabının daha çok olması için, usulüne uygun olarak Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve sellem): yaptığı ve öğrettiği şekilde, eksiksiz yapılması gerekir.
Çünkü hac, turistik bir gezi olmayıp, bir ibadettir.
Bunun için kendilerine hac farz olan Müslümanlar önce bir hazırlık yapmak durumundadırlar.
Fakat ne hazin bir durumdur ki, bugünkü hac vazifeleri çoğunlukla bilgisizce ve "uydum kalabalığa" şeklinde yapılmaktadır.
Bazen her türlü külfete ve maddî fedakârlığa katlanarak bu yolculuğu tamamlayan ve yurduna dönen bir kimse, hacı olmadan dönebilmektedir.
Haccın farzlarını, vaciplerini ve haccın tamam olması için gerekli diğer hususları bilemediği için hac vazifelerini eksik veya hatalı yapmaktadır.
Hâlbuki farz olarak ömürde bir defa yerine getirilmekte olan hac, günahlardan arınmak için ne kadar önemli bir fırsattır.
Bu sebeple bu kadar maddî manevî birçok zorluklara katlanarak hacca giden bir Müslümanyn, haccını noksansız eda edebilmesi, makbul bir hac yapabilmesi ve Allah katında en yüksek
ecri kazanabilmesi için, bu kutsal ibadetin nasıl yapılacağını hac esnasında nelere dikkat etmesi gerektiğini hangi fiil ve davranışların suç sayıldığını, kısaca erkânından adabna kadar, bu ibadetle ilgili hükümleri, kendisine yetecek kadar iyi bir şekilde öğrenmesi gerekir.
Farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini ve pratiğini bilmeden makbul bir hac yapmak mümkün değildir.
Hac yolculuğu bir Müslümanın manevî dünyası açısından belki de hayatındaki en önemli olaydır.
Muhtemelen ömrü boyunca bir defa gerçekleştirebileceği bu kutsal yolculuğu Rabbimiz hayırla ve "hacc–ı mebrûr" olarak tamamlamayı, o kutsal toprakların manevî
ikliminden en iyi şekilde istifade etmeyi ve hac dönüşü hacı olmanın anlam ve önemine uygun bir yaşantı sürmeyi nasip etsin. Âmin.
Bu duygu ve düşünceler ışığında hacca gidecek kardeşlerimize "mebrûr hac" diliyoruz.
Ne hazin bir durumdur ki, bugünkü hac vazifeleri çoğunlukla bilgisizce ve "uydum kalabalığa" şeklinde yapılmaktadır.
Bazen her türlü külfete ve maddî fedakârlığa katlanarak bu yolculuğu tamamlayan ve yurduna dönen bir kimse, hacı olmadan dönebilmektedir...


Dipnotlar:
1– Maide sûresi:3
2– Âl–i İmrân sûresi:97
3– Hac sûresi:27
4– Bakara sûresi:196
5– Buhari, İman: l, 2, Müslim,İman: 19–22, Tirmizi, İman: 3, Nesei,İman: 13
6– Müslim, Îmân:15, 1/37, 40;Buhârî, Îman:37
7– Ahmet b. Hanbel, No:21757,5/262
8– Âl–i İmrân sûresi:97– Tirmizi,Hac:3, No:812, 2/219
9– İbn Ebi Şeybe, Musannef, Hac:269, No: 1, 4/392; Beyhekî, es–Sünenül–Kübra, Hac, No:8743, 6/45,Darimi, Menasik:2, No:1785, 2/45
10– Ha?r sûresi:2
11– Tirmizî, Tefsir: 63, No:3316,5/418
12– Mü'minûn Sûresi:99–100
13– Fecr sûresi:24
14– Müslim, Hac:412, No:1337,Fedâil:130; Buhârî, İ'tisam:4; Neseî,Hac:1, 5/110–111
15– Ebu Dâvud, Menasik:1,No:1721; Neseî, Hac:1, 5/111; YbnMâce, Menâsik;2, No:2886
16– Bakara sûresi:148
17–İbn Mace, Menasik:1, No:2883,2/962; A.b.Hanbel, No:3330, 1/355;Ebu Davud, Menasik:5, No:1732,1/540
18– A.b.Hanbel, No:2864, 1/313,Beyhekî, es–Sünenül–Kübra,Hac:No: 8776, 6/463
19–Buhari, Hac:4, No:1449, 2/553;Müslim, Hac:79, No:1350, 2/983;Tirmizi, Hac:2, No:811, 3/176; Nesai,Hac:4, No:2626, 5/113
20– Müslim; İman:121; No:192,1/112; İbn Huzeyme, Sahih, Menasik:No:2510; 4/131
21– İbn Mace; Menasik:5;No:2892; 2/966; Nesai; Hac:4;No:2625; 5/113
22– Buhari, Umre:2, No:1683,2/629; Müslim, Hac:437, No:1349,2/983; Nesei, Hac:5, No:2629,5/115; Tirmizî, Hac:90, NO:933;İbn Mâce, Menâsik:3, NO:2887;Muvatta, Hac:65, 2/346
23– Buhârî, Hac:4, No:1447, 2/553,İman:18; Müslim, İman:135; Tirmizi,Fezailü'l–Cihad:22.....
24– A. b. Hanbel, No:22491, 5/355
25– Taberani, el–Mucemül–Evsat:No:9029, 10/15
26– Nesâî, Hac:4, No: 2626, 5/113;İbn Mâce, Menâsik:8, No:2902

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:fezawww | Tarih: 2008-12-08 09:49:40
Konu: bayram

kurban bayramınızı kutlar hayırlara vesile olmasını temenni ederim

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım