TEVESSÜLÜ İNKAR EDENLERE DELİLLERİYLE CEVAPLAR!!!

16/11/2007 · Kategori: Reddiyeler

TEVESSÜLÜ İNKAR EDENLERE DELİLLERİYLE CEVAPLAR

 

Tevessül, daha çok tasavvuf çevrelerinde uygulanmakta, ve bazılarınca tenkid edilmektedir.

Şunu hatırlatalım ki; doğrunun tesbiti, yanlışın terkedilmesi için yapılan her tenkid faydalıdır.

Fakat tenkid eden haddi aşınca, doğru ile yanlış biribirine karışır, cahil olanlar da doğruyu şaşırır...

 

Tevessülü tenkid edenler, gerçek sahih ilme göre hareket etmezlerse haddi aşar, vebale girerler.

Çünkü tevessüle başvuranlar arasında ilim ve takvalarıyla meşhur alimler, irşadıyla bir çok insanı Hakk’a sevk eden arifler mevcuttur.

Gerçek tevhide ulaşmak için canını ve malını feda eden bu şerefli kitleyi rabıta ve tevessül yapıyorlar diye şirkle suçlamak az bir şey değildir.

Tenkid edilen ve şirkle suçlanan kimse, en azından ömrü boyunca beş vakit namazını kılan bir mümindir.

Böyle olunca iş ciddi, tehlike büyüktür.

Çünkü, Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah (A.S.) Efendimizin uyardığı gibi; bir kimseye kafir, müşrik, münafık veya fasık demek, sözde kalmaz, hüküm iki taraftan birisine ait olur.

Karşı tarafta söylenen durum yoksa, söz sahibine döner.

Verilen her hükümde adaletli olmak şarttır. Adalet, nefsimiz istemese de hakkı söylemek ve herkese hakkını vermektir.

Biz tevessül ve vesile konusunda orta yolu tanıtmaya çalışacağız.

Vesile Nedir?

Vesile, kelime olarak, derece, yakınlık, başkasına yaklaşmak için vasıta kılınan şey, şefaat, vuslat manalarına gelir.

“Falan şunu Allah’a vesile etti”

demek, kendisini Allah’a yaklaştıracak ameli yaptı demektir.

Ayrıca vesile, cennette yüksek bir derecenin ve Rasulullah (A.S.) Efendimiz şefaatının adıdır.

Tevessül ise bir amel vasıtası ile maksada yaklaşmak ve ulaşmaya çalışmaktır.

(İbn. Manzur) Bir çok müfessir, tevessülü bizzat yakınlaşmak ve yakın olmaya sebep olacak şeyleri aramak şeklinde tefsir etmişlerdir.

(İbn. Kesir, Kurtubî, Alusî)

Kısaca tevessül şudur:

Bir kimse sıkıntı içindedir.

Derdini Allahu Tealâ’ya arzetmek ister, ancak nefsini kusurlu bulur.

Kibirini kırar, tevazu gösterir, duasının kabulü için Allah katında kıymetli kabul ettiği bir şahsı veya ameli anar ve mesela şöyle diyebilir :

“Allah’ım! Şu kâmil zatın hatırına veya şu salih amelin bereketine sıkıntımı gidermeni, isteğimi nasib etmeni istiyorum”

Vesilenin Şartları

Yukarıda tarif edilen caiz olan vesilede üç taraf vardır:

Tevessülle kendisinden bir şey istenen zat. Bu Allahu Tealâ’dır.

İstenen şeyin asıl yaratıcısı ve dilerse ikram edecek olanı O’dur.

Tevessül eden kimse.

Bu, Allahu Tealâ’nın yakınlığını arzulayan, bir hayra ulaşmak veya bir sıkıntıdan kurtulmak isteyen kuldur.

İsteğine ulaşmak için vesile yapılan, aracı kılınan şeyler.

Bunlar, kulun kendisi ile Allahu Tealâ’ya yakınlık sağladığı, duasının kabulüne vesile yaptığı salih ameller veya şerefli şahıslardır.

Yapılan tevessülün fayda vermesi ve kulun ihtiyacının giderilmesi için şu şartların bulunması gerekir:

Allahu Tealâ’ya vesile arayan kimsenin, vesileye inanması gerekir.

Vesileye inanmayan veya ona şüphe ile bakan kimse, bir fayda görmez.

Kendisi ile Allah’a yaklaşmak için tevessül edilen amelin, Allahu Tealâ’nın meşru kıldığı ve teşvik ettiği bir amel olması gerekir.

İman, zikir, tevbe, gözyaşı, dua, sadaka, ihlas, namaz, Allah için sevgi, fakirleri sevindirmek gibi.

Bu salih amelin, Allah Rasûlünün (A.S.) öğrettiği şekilde Allah’a yakınlık için yapılması gerekir.

Vesile edilen şahsın, Allah katında bir itibarı, kıymeti, nazı ve niyazı olması gerekir.

Allah düşmanları, açıkça günahkâr olanlar ve gafiller ile Allah’ın rahmetine ulaşılmaz.

Buna göre, bid’at ve haram olan amellerle vesile gerçekleşmez.

Salih olmayan kimselerle Allah’a yakınlık sağlanamaz.

Yukarıda arzettiğimiz şartları taşıyan her vesile bütün zaman ve mekanlarda caizdir, faydalıdır.

Kur’an’da Vesile

Allahu Tealâ, kulun dünyada ızdıraptan, ahirette azaptan kurtuluşu için şu yolu göstermiştir:

“Ey müminler! Allah’tan korkun ve O’na (yaklaşmaya, sevilmeye) vesile arayın; O’nun yolunda cihad ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide/35)

Kulu Allah’a yaklaştıracak vesilelerin başında iman, Kur’an, ihlas ve salih ameller gelir.

Salih amellerin başında farzlar yer alır.

Allah için sevmek, Allah’ın dostlarını sevmek ve onların meclisine girmek, dualarına ortak olmak, ilahi rahmeti çekmek için en büyük sebeplerden birisidir.

Müfessir İsmail Hakkı Bursevi (Rh.A.), gerçek alimleri ve kâmil mürşidleri insanı Allah’a yaklaştıran vesileler içinde saymıştır.

Büyük alimlerimizden İmam Savî (Rh.A.), vesile hakkında şu açıklamayı yapıyor:

“Kişiyi Allah’a yaklaştıran her şey, ayette bahsi geçen vesileye dahildir.

Nebileri ve velileri sevmek, Allah dostlarını ziyaret etmek, Allah yolunda infakta bulunmak, bol bol dua etmek, akraba hukukunu gözetmek, Allah’ı çokça zikretmek ve benzeri şeyler bunlardandır.

Buna göre ayetin manası: sizi Allah’a yaklaştıran her şeye yapışınız, O’ndan uzaklaştıran her şeyi de terkediniz demek olur.

Durum böyle olunca müslümanların, Allah dostlarını ziyaret etmelerini yanlış görüp bunun Allah’tan başkasına bir ibadet olduğunu zannederek onları küfür ve şirk ile suçlamak, apaçık bir sapıklık ve perişanlıktır.

Hayır, gerçek onların dediği gibi değildir.

Allah dostlarını ziyaret ve onlara muhabbet beslemek, Rasulullah (A.S.) Efendimizin: ‘Allah için sevmeyenin imanı yoktur’ buyurduğu Allah muhabbetine ve Allahu Tealâ’nın ‘O’na vesile arayın buyurduğu vesileye girmektir’ (Haşiye, II/182)

Meşhur Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır (Rh.A) da, bu ayetin tefsirinde, insanın sırf imanla yetinmeyip, Allahu Tealâ’ya yaklaştıran sebeplere ciddi olarak sarılması gerektiğini belirtmiştir. (Hak Dini, III/233-234)

Tevessül Neden Şirk Değil?

Kâmil velileri vesile edenler, onların Allah’ın kulu olduğunu biliyorlar.

Onları Allah’a ortak ve yardımcı görmüyorlar.

Onlarda Allah’a ait yetkilerin olduğunu söylemiyorlar.

Sadece, onlardaki ihlas, takva ve salih amellere itibar ediyorlar.

Onların bu takva ile ilahi huzurda kabul gördüklerini, naz ve niyaz makamında bulunduklarını, dualarının kabul edildiğini, Allahu Tealâ’nın onlardan razı olduğunu düşünüyorlar.

Bu halleriyle onların:

“Ben, farz ve nafilelerle bana yaklaşan kulumu sevince, onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse onu verir, bana sığınırsa kendisini korurum, onu özel himayeme alırım.” (Buhari, İbnu Mâce) kudsi hadisindeki iltifat ve ikrama ulaştıklarına inanıyorlar.

Bunun için onların isimlerini dualarına ekliyor, güzel sıfatlarını isteklerinin ilahi huzurda kabulüne destek yapıyorlar.

Yoksa onlar, Allahu Tealâ’dan istenecek bir şeyi velilerden istemiyorlar.

Salihleri vesile yapıp Allahu Tealâ’dan bir şey istemeyi tenkid edenler, bunun her namazda Fatiha suresinde okunan “Allahım! Ancak sana kulluk eder, sadece senden yardım isteriz” mealindeki ayetlere ters düştüğünü söylüyorlar.

Halbuki bu ayetlerde, Allah’tan bir şey isterken içimizdeki salihlerin zikredilmesine red değil, açıkça bir işaret vardır.

Çünkü, ayette “sadece senden isterim” denmiyor, “isteriz” deniyor.

Ayeti okuyan kimse yalnız da olsa, “ben” değil “biz” ifadesini kullanıyor.

Bununla kul, kendini aciz görüp tevazuya bürünür ve şöyle demek ister:

“Allahım! Bizler topluca sana yöneldik; ancak sana kulluk ediyor; sadece senden yardım istiyoruz.

Ben senin huzurunda tek başıma bir şey taleb etmeye ehil ve layık değilim.

İçimizde gerçek kulluk yapan ve duasında samimi olan salihlerle birlikte senden istiyorum.

Benim isteğimi onların duasına kat, kabul eyle”

Allah dostlarını, basit dünya işleri için vesile etmek güzel değildir.

Onların adını ve şanını, nefsimizi değil, Rabbimizi razı etmek için kullanmalıyız.

Ariflerin vasıtası ile dünyamızı değil, ahiretimizi mamur etmeliyiz.

Eğer kibirimizi kırar da Allah’a giden yolda o saadetli büyükleri terbiyemizde rehber, dualarımızda vesile edersek inşaallah maksadımıza ulaşırız.


Dr. Dilaver SELVİ
SEMERKAND

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (5) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

5 yorum yazılmıştır

Yazan:ihvangunesi | Tarih: 2008-02-29 22:06:19
Konu: selamunAleykum

merhaba kardeşlerimdr dilaver selvi hoca en mükemml şekilde açıklamasına rağmen hala garipşeyler yazqan kardeşlerimiz var anlamıyoruz sizi ve bizi anlamayanı biz neden anlayalım doğru yanlışı değil yanllış doğruyu anlar bilesiniz deriz biz Allah dostlarını haşa ilah edinseidik onalra Allah dostu değil haşa Allah derdik Allahdostu kelimesinde bile kısa ve öz bir açıklama olmasına rağmen taş kafalı insanlara açık olna şeyi daha tedatlı anlatmak zorunda kalıyoruz ama biz muhammedi nesiliz biliyoruzki o sabırlıydı kuranın gö<züyle hep gördü bizde inşAllah sabredez hep detaylı anlatacaz ve inşaAllah kurnaın gözüyle görecez Rabbım bizi sadıklarla kendisine sadık eylesi,n zira tasavufa karşı çıkan insanlar acaba Allahı ve rasulü sevmenin büyük bir iddia oldugunu ve her sevginin mutlaka alameti ve delili olgunu biliyorlarmı kuru kuruya dille söylenense o yalandır islam olmayandır bu kuru kitapkardan edinen bilgi ilede olmaz sadec meal ve tefsire okuyarakta olmaz olsaidi her elkz alim olurdu onların yanında birde sadık insanlazım yani bu sevginin deililini ortaya koyan şahıslar lazım ee ne yapıcaz onlardan bu nasıl derler tiyoları öğrenicez önce taklit inşaAllah sonra tahkik selamunaleykum

Bağlantı » »

Yazan:igra | Tarih: 2007-11-30 18:01:54
Konu: s.a kardeşim hayırlı cumalar

YERYÜZÜ, HER GÜN, İNSANLARA 10 CÜMLE İLE SESLENİRMIŞ:
EY ADEMOĞLU!

Üzerimde ; gezip dolaşıyorsun! İçimde ; hareket edemeyeceksin!
Üzerimde ; günah işlersin! İçimde ; hesap vereceksin!
Üzerimde ; gülüyorsun! İçimde ; ağlayacaksın!
Üzerimde ; neşelenirsin! İçimde ; mahzun olacaksın!
Üzerimde ; mal topluyorsun! İçimde ; pişman olacaksın!
Üzerimde ; haram yiyorsun! İçimde ; kurtlar seni yiyecek!
Üzerimde ; hile yapıyorsun! İçimde ; zelil olacaksın!
Üzerimde ; sevinçlisin! İçimde ; üzüntüye düşersin!
Üzerimde ; ışıkta geziyorsun! İçimde ; karanlığa düşersin!
Üzerimde ; herkesle berabersin! İçimde ; yalnız kalacaksın!

UNUTMA!



İnşallah Aydınlık bir kabirdir bizi karşılayan...

Allah için yaşamayı öğrendikçe ve yaşadıkça,

İnşallah aydınlık bir kabir karşılayacak bizi..



CUMANIZ MÜBAREK OLSUN...

Allahu Teala yar ve yardımcınız olsun....selametle...

Bağlantı » »

Yazan:Rahmetli645 | Tarih: 2007-11-18 09:01:32
Konu: Gerçek hidayet edici Allah'tır, kalanı vesiledir...

Giriş bölümünde üzerinde hassasiyetle durulduğu gibi tevessülün doğru anlaşılmaması, sadece ona kuru kuruya karşı çıkanları değil, yine aynı kurulukta sahiplenenleri de haktan uzaklaştırır. Allah'a kul olmak ve bu kulluğa hiçbir şeyi ortak koşmama sevdasında olan Müslümanlar, dalalette iken hidayetine vesile olanları gözardı etmemek durumundadır elbette. Yolumu şaşırmış ve haktan uzak bir durumda iken beni elimden tutan, bana hak ve doğruyu bulmamda yardımcı olan birisine ne yapmalıyım ki bu vefa borcumu ödeyebileyim. Böylesi yol göstericiliği yapmış ve insanları irşad etmiş sayısız Allah dostunun söylediği tek söz "Bana dua et, Allah razı olsun de yeter" demeleridir.
Gerçek yol göstericinin, ve hidayet edicinin Allah olduğunu bilen bu Allah dostları, kendilerini Allah dostu ilan eden şarlatanların aksine, mütevazi ve alçakgönüllülüğüyle gönüllerde taht kurmuşlardır. Yolunu kaybetmiş birisini elinden tutup varacağı menzile ulaştırana aşık olup onu efendi edinen, vardığı menzilin şuuruna erememiş, kul olacağı gerçek efendisinin yüceliğini göremeyecek kadar gözü kör olana
Rabbim gerçek hidayeti nasip etsin.
Vesselam...


Düzenleyen Rahmetli645 gün: 18/11/2007 saat: 09:08

Bağlantı » »

Yazan:hidayetsaati | Tarih: 2007-11-17 08:41:39
Konu: Sapkın çok!

Her devirde tasavvufu anlamamış ve insanları tanlış yönlendirmeye namzet şahıslar olmuştur ve buda onlardan biridir yayınladığım yazıda ne yazıyor bu şahıs kalkmış neden bahsediyor kimsenin kimseyi ilahlaştırdığı yok kardeşim gözünü kaparsan göremezsin açman lazım böyle saçma sapan safsatalarıda bir kenara bırakın allah rızası için geçmiş tüm evliyalar tasavvuf ehlidir eğer yanlış olsaydı eğer şirk olsaydı mevla onları bu makama getirirmiydi lütfen saçmalamayı bırakın kimse size tasavvufa gireceksiniz demiyor vede demezde ama siz neden bu kadar sövüyorsunuz ben bunuda anlamış değilim sevmiyorsan sövme bari çünkü bu atmış olduğunuz iftiralardan dolayı insanları şirk ile suçlayarak müşrik ilan etmeniz dolayısı ile üzerinizde önce peygamber efendimizden başlayarak tüm tarikatlerin silsile lerindeki şeyhler ve onlara tabi olmuş bütün talebelerin hakkına girmiş oluyorsunuz sizce bu basit bir işmi bunun altından kalkabilecekmisiniz bir sorun kendinize allah size hidayet nasip etsin inşaallah ölmeden tövbe edersiniz bu konuda yoksa mahşerde etrafınız hak sahipleri ile dolup taşar.

RABBİM SEN BU KULLARINA HİDAYET NASİP EYLE..... AMİNNN.

Bağlantı » »

Yazan:isra | Tarih: 2007-11-17 00:48:10
Konu: selamünaleyküm

Bir şahsın yüceltilmesine bakıp ondan sadır olana delil ile bakmayan kimse, Hz.İsa&#8217;nın kendisini görmeyip onun elinde meydana gelen mucizelere bakan ve bundan da onu tanrılaştıran kimse gibidir. Halbuki Hz.İsa&#8217;ya bakıp yeme-içme ile yaşayan bir insan olduğunu görseydi, ona sadece layık olduğu değeri verirdi (insan sayardı)&#8221; (Ebu&#8217;l Farac İbn el-Cevzî, Telbisu İblis, 69, Daru&#8217;l-Kütübi&#8217;l-İlmiyye,Beyrut,1368)

Zaten tasavvuf dünyası hak ile batılın, gerçekle hurafenin, doğu kültür ve inançlarıyla batı kültür ve inançlarının cirit attığı, iç içe olduğu ve karmaşık bir yapı oluşturduğu bir dünyadır. Kendi içinde yetmiş üç fırkayı çoktan aşmış bulunmaktadır.

Vasat olan bu ümmet; ölçü ve değerlerini, anlayış ve düşüncesini başka milletlerden ve ideolojilerden alan yahut başkalarını taklit eden bir ümmet değildir. Onun için tek yol, sırat-ı mustakim olan Kur&#8217;ân ve en güzel örnek olan Rasûlullahtır. Bütün dünya milletleri arasında doğru yolda yürüyen ve sadece Kur&#8217;ân ve ve onun pratiğe aktarımı olan sünneti ölçü kabul eden vasat ve dengeli bir ümmettir.
Rabbimiz, insandaki, maddi ve manevi eğilimleri dengede tutmak için kesin ölçüler ve açık hükümler koymuştur. Her şeyden önce heva ve hevesle hareket edilmemesini istemiştir. Kur&#8217;ân&#8217;ın hükümleri ve Rasûlullah&#8217;ın örnek uygulaması dururken insanların heva ve hevesleriyle hareket etmesi şiddetle yasaklanmış ve hevesleriyle hareket edenler, &#8220;Hevesini kensinine ilah edineni gördün mü?&#8221; diye kınanarak bu sapmaya dikkat çekilmiştir.

Hz.Peygamberin uygulamasında da bunu açıkça görürüz. Onun ibadetleri karşısında kendi ibadetlerini azımsayarak sürekli namaz kılmayı, her gün oruç tutmayı ve evlenmemeyi kararlaştıran üç kişinin bu durumu kendisine ulaşınca Rasûlullah onlara bu işi yasakladığını ve sünnetinden sapanların kendisiyle ilişkilerinin kesilmiş olacağını söylemiştir. Yine oruç için güneşte durmayı adamış birini gördüğünde durumunu yadırgamış ve bu işi bırakmasını emretmiştir. Aynı şekilde bu dinle kimsenin yarışmamasını ve yarışacak olursa mutlaka yenik düşeceğini bildirerek insanların belirlenen ibadet şekil ve miktarlarıyla bağımlı kalmalarını istemiştir.

Yine, birilerinin kendisini aşırı bir şekilde övmesini yadırgayarak &#8220;Beni Hıristiyanların Meryem oğlu İsa&#8217;yı övdüğü gibi övmeyin.&#8221; buyurmuş ve insanları aşırılıktan sakındırmıştır. &#8220;Allah, kişiye gücünün üstünde bir teklifte bulunmaz.&#8221;, &#8220;Gücünüz yettiği kadar Allah&#8217;tan korkun.&#8221; gibi ayetler de insanın itidal çizgisi içinde kalması ve aşırılıktan kaçınması gerektiğini ifade etmektedir. Kur&#8217;ân ve sahih Sünnet&#8217;te bunu ifade eden hüküm ve uygulamalar o kadar çoktur ki, burada kaynaklarını göstermeye bile gerek bırakmamaktadır
Tasavvufun İslam&#8217;dan aldığı unsurlar hak ve İslam&#8217;ın kendisi olduğu söylenemez. Zira dünya üzerinde hiçbir inanç ve ideoloji yoktur ki, yapısında yararlı ve doğru unsurlar bulunmasın. Hatta tahrif edilmiş bulunan Hıristiyanlık ve Yahudiliğin hak ve doğru birçok unsurlar taşımadığını kim söyleyebilir? Bu hak ve doğru unsurlarından dolayı, bütün yanlışlık ve sapıklıklarıyla bugünkü Hıristiyanlık ve Yahudiliği İslam saymamış ve insanları onlara davet etmemiz mümkün müdür? Bu dinler ve inançlar her türlü sapıklıklarını ayıklayıp İslam çerçevesi içine girmedikçe İslam olamaz. Bunları tasfiye ettiği zaman da tasavvuf denilen şeyden eser kalmaz ve Allah&#8217;ın dini olarak İslam kalır. Bu İslam&#8217;ı da bölmeye, ona yabancı unsurlar karıştırmaya ve tahrif etmeye kimsenin hakkı yoktur. Daha açık ifade ile, hiçbir kimse ve hiçbir düşünce Allah&#8217;ın dini üstünde ve ondan kutsal değildir. (Ebu&#8217;l Farac İbn el Cezvi, Teblisu İblis, 169, Daru&#8217;l Kütübi&#8217;l-İlmiyye, Beyrut).............
Tasavvuf ve İslam - İbrahim Sarmış

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım